SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi

Ateizm….

Ateizm….
Bu haber 10 Mayıs 2013 - 18:27 'de eklendi ve 13 görüntülendi kez görüntülendi.

Her şeyden önce, tanrının varlığını veya yokluğunu tartışabilmek için, tanrı kavramının tanımını yapmak gerekmektedir. Şaşırtıcı nokta, herkesin bu kadar sözünü ettiği bir kavramın çok kesin, net, herkesin anlayıp üzerinde birleştiği, kabul edilir ve anlaşılır bir tanımının bulunmamasıdır. Pek çok ateist-teist tartışmasının asıl noktalara gelinemeden, tanrının tanımı noktasında düğümlenip kaldığı, çünkü tanrının doğru dürüst bir tanımının yapılamadığına felsefi alanda çok tanık olunmuştur.

Bunun bir sebebi pek çok teistin tanrıdan ne kastettiği ve tanrıyı nasıl tanımladığı konusunda fazla kafa yormamış olması, bir diğer sebebi de ortada yaygın birden fazla tanrı tanımının bulunmasıdır.

Genellikle tanrıdan ne kastedildiği tam anlaşılmadan tanrının varlığı veya yokluğunun kanıtlarına geçilir.

Örneğin su diyaloga dikkat ediniz ve konuyla olan bağlantısını kurmaya gayret ediniz:

A: Masanın üzerinde küçük bir peri var.

B: Ama ben bir şey görmüyorum.

A: Elbette, çünkü bu görünmez bir peri.

B: Ama dokunamıyorum da.

A: Ebette, bu peri görünmez, dokunulmaz ve hakkında hiçbir somut veri edinilemez bir peri.

B: Peki o zaman var olduğunu nereden biliyorsun?

A: Çünkü bu perinin varlığının kanıtları var.

B: Nedir bu kanitlar?

A: Mesela yağmurun yağması bu perinin varlığının kanıtıdır. Bu peri yağmur perisi. Ne zaman yağmur yağsa bu perinin varolduğunu anlıyorum.

B: Peki yağmurun sebebinin bu peri olduğunu nereden biliyorsun?

A: Çünkü başka bir şey olamaz. Sen söyle o zaman yağmurun neden yağdığını?

B: Yağmurun neden yağdığını bilmiyorum. Ama yağmurun sebebinin elindeki peri olduğuna inanmam için başka deliller gerekli.

(Dikkat ediniz, artık bu noktada, B dahi perinin var olup olmadığını veya niteliklerini sorgulamaktan çıkıp, varlığının delillerini tartışmaya başlamıştır).

A: Bu perinin varlığını kanıtlamaya aslında gerek bile yok. Herkes beyninin derinliklerinde bu perinin varlığına inanır. Sadece kişinin gönül gözünü açması gerekir. Bu peri kendi kendinin kanıtıdır. Ayrıca kendi varlığına dair inancı hepimizin beynine koymuştur. Hem sonra, başka turlu yağmurun nasıl yağdığını açıklamanın yolu olmadığından, bu perinin varlığına inanmak zorundasın.

B: Peki bu perinin nitelikleri neler? Neye benzer? Nasıl bir şeydir?

(Dikkat edildiği gibi perinin nitelikleri, varlığının kanıtlarının tartışılmaya başlanmasından sonra gündeme gelmiştir).

A: Bu peri 15 cm boyunda, kanatlı, zayıf, ince bir varlıktır. Akillidir, konuşkandır ve neşelidir. Devamlı kanat çırpar. Ne zaman yağmurun yağmasını isterse bunu diler ve yağmur yağar.

B: Bilmiyorum, bana yine de inanması biraz zor geliyor.

A: Ama inanmazsan, bu peri kızar ve evini sel bastırır. İnanırsan ve dediklerini yaparsan ise bahçendeki bitkileri yeşertir, evine bolluk getirir.

(Dikkat ediniz, burada da insan motivasyonunun temel ilkeleri olan ödül ve ceza prensipleri kullanılmaktadır).

B: Ben yine de inanmıyorum.

A: İnanmıyorsan, olmadığını kanıtla o zaman?

B: ???

Dikkat ediniz, sonunda diyalog dönmüş ve B den perinin olmadığını kanıtlaması istenmeye başlanmıştır. Hele de bu diyaloğun nesiller boyu sürdüğünü düşünün. A ve yandaşlarının bu perinin otoritesini kullanarak topluluklarına düzen getirdiğini, kurallar koyup bunların işlemesini sağladıklarını ve bu yolla bir yasama ve yürütme otoritesi kurmayı başardıklarını düşünün.

İşe yarayan ve düzen sağlanmasına yardımcı olan bir toplumsal görüngü, toplumda zaman içinde kabul görür. Daha az sorgulanır. Hele de insanlara bunun anlayamayacakları bir şey olduğunu ve bu konuya ancak belli başlı bazı akıllı ve bilge kişilerin vakıf olduğunu söyleyin, insanlar zaten meşgul olan günlük hayatlarından bu meseleyi çıkarır, bu konuda güvendikleri kişilerin fikirlerini ve öğütlerini dinlemeye başlarlar.

Sonunda konuyla ilgili kafa yoran kişilerden de birbiriyle uyuşan ve uyuşmayan görüşler çıkmaya baslar. Zamanla periden bütün somut özelliklerini (boyunu, kanatlarını, büyüklüğünü, vb) de çıkarır, daha zor sorgulanabilsin ve daha zor anlaşılabilsin diye tamamen soyut nitelikler atfederler. (Rengi, sekli, büyüklüğü yoktur, yeri yurdu yoktur, öncesi sonrası yoktur, vb gibi). Çünkü insan yalnızca anlayamadığı şeye inanır. Anladığı her şeyi sorgular insan.

Tanrı için de İslami kaynaklara baktığınızda pek çok yerde hiç de soyut olmayan, neredeyse insana benzeyen bir varlık karşınıza çıkar. Örneğin tanrının “iki el”inden (Maide: 64; Sad: 75), “yüz”ünden (pek çok ayet içinde, örneğin Bakara:115) bahsedilir. Kuran ın, hadislerin sözlerine bakan kimi yorumcular, tanrının cisimli, “Mucessine” olduğu görüşüne ulaşırlar. Ayrıca tanrı insan gibi görür, işitir, konuşur, yatışır, düşünür, acır, bağışlar, insan gibi “Efendi”dir (Rabb), “Kral”dır (Melik), “Ev”i vardır (Kâbe), “Tahtı, Sarayı” vardır (Arş). “Güçlüdür” (Aziz), “Zorba”dır (Cebbar), “Sevecen”dir (Vedud), dost, düşman kazanır vs. Ayrıca kurana göre tanrı göktedir. “GOKTE OLAN in sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. GOKTE OLAN in başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz?” (Maide Suresi, 16-17). Ayrıca tanrının Arşı (Taht, Saray) da göklerin üstündedir. Bunlara bakan kimi din alimleri ve kuran yorumcuları “Tanrı gökteyse, Tanrının gökten daha küçük olması gerekir. Böyle bir şey düşünülebilir mi?” gibi, veya “Tanrı gökteyse varlığının ve varlığını sürdürebilmesinin bir başka şeye bağlı olduğunu da düşünmek gerekir, bu nasıl olabilir?” gibi sorular sormuşlardır.

Fakat ayni zamanda tanrının “benzeri” olmadığı da söylenir (Sura: 11). “Öncesiz”, “Sonrasız”, “Doğmamiş”, “Doğurulmamış” denir tanrı için. Özellikle günümüzde, artık tanridan bahsedildiğinde genellikle cisimsiz, mekansız, soyut bir kavram karşınıza çıkar. Tanrı nasıl bir şeydir? diye sorduğunuzda, elinizde kendisine atfedilen akıl, zeka ve istediğini yapabilme dışında hiçbir nitelik kalmadığını görürsünüz.

aslında sorgulama devam ettiğinde tanrı kavramını bu niteliklerden bile soyutlama ihtiyacı hissederler.Çünkü bir Hıristiyan teoloğun dediği gibi:

Tanrı hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz. Çünkü tanrı hakkında bir şey söylemek, tanrıyı sınırlamak demektir. Tanrı için A özelliğine sahiptir demek, tanrının non-A (A olmayan) özelliğine sahip olmadığını söylemek olur. Dolayısıyla her türlü sınırlamayı aşan bir kavram olması gereken tanrı için hiçbir şey söyleyemeyiz.

Bir elma hayal edin. Ve sırayla elmadan bütün niteliklerini çıkarmaya başlayın. Rengini çıkarın, büyüklüğünü çıkarın, kütlesini çıkarın, şeklini çıkarın. Geriye ne kalır? Konu elma olunca geriye bir şey kalmaz ama konu tanrı olunca belli ki geriye var olması ve de bir olması kalıyor.

Bu düşünce tarzı aşağıdaki diyaloga benzer:

Teist: Tanrıya inanıyorum.

Ateist: Tanrı nedir?

Teist: Bilmiyorum.

Ateist: Fakat inandığın şey ne o zaman?

Teist: Onu da bilmiyorum.

Ateist: Öyleyse inancını inançsızlıktan ayıran faktör ne?

Dolayısıyla bu düşünce tarzının absürdlüğü acıktır. Bu yüzden de tanrıyı tüm niteliklerinden soyutlamak da istemezler. Tanrıyı insan olarak ancak kısmen anlayabileceğimizi söylerler örneğin. Ve de mümkün olduğunca genel ve sorgulanamayacak nitelikler atfetmeye çalısırlar. Fakat eğer bu nitelikler herhangi bir felsefi analize tabi tutulmaya çalışılırsa, o zaman yukarıdaki agnostik anlayışa çekilirler. Bu agnostik anlayışın yukarıdaki diyalogdaki gibi saçmalıgı dile getirildiginde ise, yine bazi nitelikleri olduğunu söylemeye başlarlar.

Kısacası teistlerin kullandığı şekliyle tanrı kavramı içinden çıkılamaz bir çeliskidir, bir paradokstur. Ne bir nitelik ithaf edebilirsiniz, ne de hiçbir niteliği olmamasına izin verebilirsiniz.

Bu yuzden tanrı kavramı aslında daha tanımı noktasında terkedilmesi gereken bir kavramdir. Fakat yazının devam edebilmesi için ve tanrının varlığıyla ilgili kanıtlarin analizi konusunda söz soyleyebilmek için yine de bir tanımda anlaşmak gerekiyor. Bu yüzden tanrı kavramının üç yaygın açıklamasını burada dile getiriyorum:

1) Cisimli, belli bir şekli ve boyutu, vs olan fakat bizim bilmediğimiz ve görmediğimiz biryerde varolan bir somut varlık.

2) Hiçbir fiziksel özelliği olmayan, doğaüstü, fakat yine de akıllı olmak ve istediğini yapabilmek gibi bazı nitelikler taşıyan, ve aynı zamanda tüm nitelikleri tam anlaşılamayacak bir varlık.

3) Varolan fiziksel dünyanın tümü, bütünü. (Panteist tanrı anlayışı).

Bu yazı boyunca, her ne kadar tatminkar bir tanım olduğuna inanmasak da 2 numaralı tanımı kullanacağız. Çünkü toplumda en yaygın şekilde anlaşılan tanrı kavramı bu.

Tanrının varlığını kanıtlamak için öne sürülen deliller ve akıl yürütmeler.

Bu kısımda tanrı kavramını kanıtlama gayesiyle en çok kullanılan bazı akıl yürütmeleri ve sunulan bazı delilleri ele alacağız.

1) İlk neden

Bu akıl yürütmeye göre dünyada herşeyin bir nedeni vardır ve nedenler zincirinde geriye doğru gittiğinizde bir ilk nedene ulaşırsınız. Bu ilk neden ise tanrıdır. Bu akıl yürütme çeşitli konulara uygunalanabilir. (Örneğin ilk canlı nasıl oluştu, evren nasıl oluştu, vs).

Bu akıl yürütmenin felsefi açıdan zayıf noktası ise kendi amacıyla çelişmesidir. Nedenler zincirini hem kesmek hem de devam ettirmek isteyen bir akıl yürütmedir bu.

Yani şunu demek istiyoruz: Nedenler zincirinde geriye doğru gidip, ilk şeyin nedenini bulmaya çalısıyorsunuz, ve Evrene ilk ne sebep oldu? sorusuna kadar geldiniz diyelim. Eğer burada evrene de tanrı sebep oldu deyip duracaksak, o zaman neden bu noktada durduğumuz ve neden peki tanrının sebebi neydi sorusunu sormadığımız noktası gündeme gelir. Yok eğer Tanrı hep vardı veya Tanrı kendi kendisinin sebebidir diyebiliyorsak, o zaman bunu neden evrenin kendisi için diyemiyoruz? Sorusu gündeme gelir. Yani, belki evren hep vardi, veya evren kendi kendisinin sebebiydi? Yok eğer evrenin sebebini sorgulama ihtiyacını içimizde hissediyorsak, o zaman neden tanrının sebebini sorgulama ihtiyacını hissetmiyoruz?

Kısacası görüleceği gibi burada yalnızca sebebi bilinmeyen birşeyi açıklıyor gibi görünmek gayesi vardır. Yapılan açıklama ise gerçek bir açıklama değildir. Teorik olarak zincire devam edebilir ve tanrının sebebi de kutsal ruh, onun da sebebi baska birşeydir diyebilirdik. Ama eğer varlığın bir açıklamasının yapılabilmesi için bir yerde durulmasi gerek diyorsaniz, o zaman nerede duracagınızı neye göre seçiyorsunuz? Yani evrenin sebebinde durmuyorsunuz da niye tanrının sebebinde duruyorsunuz?

Görüldüğü gibi ortada çok açık bir düşünce yanlışı bulunmaktadır. Nitekim Ilk neden akıl yürütmesi, yüzyıllardır ciddi felsefi tartışmalarda kullanılmaz. Fakat günlük hayattaki tanrı tartışmalarında hala ısrarla ateistlerin önüne getirilmektedir.

2) Evrenin düzenli olması

Evrende bir düzen olduğu gözlemi bazen tanrı kavramının bir kanıtı olarak kullanılır. Denir ki evren kaotik değildir, belli kurallara uyar. Ve dolayısıyla, bu düzenin altında, bu düzene sebep olan bir zeka olmalıdır.

Ya da başka bir şekliyle bu akıl yürütme doğa kanunlarının kanun koyucusu fikri ile karşımıza çikar. Denir ki evrende doğa kanunları var, dolayısıyla bu kanunların bir kanun koyucusu gerekir, bu da tanrıdır.

Ya da evrende zeka ve bilincin olmasi (insanoğlu), buna sebep olan daha üst bir zeka ya da bilincin varlığının bir kanıtı olarak ifade edilir bazen. Tüm bunlar aynı akıl yürütmenin değişik versiyonları olduğundan, bu yazıda bir arada, ayni madde altında inceliyoruz.

Birincisi, evrenin kaotik değil, belli kurallara uyan bir düzen olduğunu ilan etmek o kadar kolay değildir. Nitekim uzmanlar, günümüzde kaotik olarak adlandırılan sistemler altında dahi n boyutlu diferansiyel denklemlerle ifade edilebilecek düzenler bulmaktadır. Sonuçta düzen kaos içindeki belli bir paterne uyan bir parçanın özelliğine verilebilecek bir isimse, herhangi bir kaos sayısız miktarda düzenli alt parça içerebilir demektir. Dolayısıyla evrenin daha üst bir kaosun belli bir paterne uyan bir alt parcasi olması mümkündür.

Ayrıca evreni düzenli ilan etsek de herhangi bir düzenin bir zeka gerektirdiğini iddia etmek mümkün değildir. Zeka ile duzen arasinda nedensel bir bağ yoktur. Bir düzenin ille de bir zekadan çıkmasi gerektiği mantıksal olarak gösterilemez.

Zekanın zekadan çıkmasi da aynı şey. Bir zekanın ya da bilincin daha üst bir zeka ya da bilinçten kaynaklanması gerektiği mantıksal olarak gösterilemez.

3) Ahlaksal kanıtlar ve adalet fikri

Denir ki tanrı olmazsa iyi ile kötü arasındaki farkı anlamanın ve ahlaksal prensipler getirmenin bir yolu kalmaz.

Ya da denir ki, bu dünya adaletsizliklerle doludur. Çoğu kez kötülük, kötülük yapanın yanına kalır. Öbür dünya, cennet ve cehennem, dolayısıyla tanrı olmalıdır ki adalet yerine gelebilsin.

Birinci konu, yani tanrı olmazsa iyi ve kötü arasında bir farkın kalmayacak olması konusu doğru bir gözlem olabilir de olmayabilir de. Ancak, doğru olsa dahi bu prensip tanrı kavramının bir kanıtı olamaz. Belki gerçekten de iyi ya da kötü diye birşey yoktur ve biz boşu boşuna iyilik diye birsey tanımlayıp öyle davranmaya çalışıyoruz. Ya da belki iyi ya da kötü dediğimiz şeyler, insanoğlu olarak, bir toplum içinde bir arada yaşamanın gerekleri yüzünden, topluluğun tümünün refahı için uymamız gerekli olduğuna inandıgımız kurallara verilen isimlerdir. Dolayısıyla, belki de iyi ve kötü insan yapısıdır ve insanların, yani bizlerin tanımladıgımız şeylerdir. Yani tanrıyla bir ilgisi yoktur.

Ikinci konu ise, yani adaletin yerine gelmesi için öbür dünyanın olması gerektiği konusu, felsefi açıdan bir delil değil, olsa olsa safça bir insani temennidir.

4) Sonsuzluk

Sonsuzluğu insanın kavrayamayacağı, böyle bir kavramı ancak tanrı gibi mutlak bir varlığın kavrayabileceği, dolayısıyla tanrının olması gerektiği fikri de felsefi alanda değil ama günlük hayatta bazen karşılaşılan bir akıl yürütmedir. Fakat mantıksal ve felsefi açıdan kanıt olarak nitelendirilebilecek bir yönü yoktur. Çünkü sonsuzluk kavramını insanın kavrayıp kavrayamaması konusu bir yana, kavrayamıyor desek de, insanın sonsuzluğu kavrayamamasıyla, sonsuzluğu kavradığı söylenen bir varlığın var olmasının gerekliliği arasında nedensel bir ilişki yoktur.

5) Imam Gazali nin kanıtı

Bunun da bir önceki sonsuzluk örneğinde olduğu gibi yazıya alınmasının tek sebebi islami teist kesim arasında popüler olmasıdır. Yoksa bu da herhangi bir mantıksal ya da felsefi değer taşımaz. Bu kanıt, Gazali nin bir inançsızla tartışırken kullandığı eğer sen haklıysan benim kaybedeceğim birsey yok, ama eğer ben haklıysam senin kaybedeceğin çok şey var. Yani inansan iyi edersin anlamına gelecek türdeki bir akıl yürütmesidir.

Görüleceği gibi felsefi açidan herhangi bir kanıt kaygısı güden bir akıl yürütme değildir bu. Çünkü karşı tarafın kendi beyninde ikna olup olmamasıyla ilgilenilmiyor, yalnızca itaat etmesi bekleniyor. Dolayısıyla, politik yandaş toplamada belki kullanilabilecek bir psikolojik manevra olabilir, ama felsefi değeri olan herhangi bir yönü yoktur.

Ayrıca, diğer açıdan bile yeterince güçlü olmadıgını ifade etmekte fayda var. Nitekim, tanrıya inanmak, tanrıya inanan inanç sistemlerinden özel olarak birini seçmeye insanı kolayca yönlendiremiyor. Örneğin, Hinduizm, Hristiyanlik ve Bahaizm dinlerini örnek alırsak, tümünde tanrı kavramı olmasina rağmen, örneğin Hinduizmde islamla bağdaşmayan reenkarnasyon inancı, Bahaizm de Islam la bağdaşmayan Muhammed in son peygamber olmadığı inancı, Hristiyanlikta ise Muhammed in bir peygamber olmadigı inancı mevcuttur. Dolayısıyla, Gazali ye hak versek bile, alternatifler arasında seçim yapmakta yine de zorlanırdık gibi gözüküyor.

6) Herşey mümkün olanın en iyisidir iddiası

Bu da malesef tanrı konusunda sözü edilen yaygın kanıtlama girişimlerinin mümkün olduğunca fazlasını bu yazıda ele alma gayretimiz yüzünden, yazının ciddiyetinden ödün vermek istemememize rağmen, eklemek durumunda kaldığımız bir akıl yürütmedir.

Dünyaya tarafsız bir şekilde bakınca, aslında pek çok kişinin de gözlemlediği gibi, ortada yapılmıs pek etkileyici bir iş yoktur. Yani insan her şeye kadir bir varlıktan biraz daha iyi işleyen, aksaklıkları, saçmalıkları ve kötülükleri daha az olan bir sistem beklerdi.

Fakat bu konu bir yana, biz yine de kullanılan akıl yürütmeye dönersek, buna göre dünyada herşey en mükemmel şekliyle yapılmıştır. Buna örnek olarak da çoğunlukla doğadaki ahenk, ve bulunduğu ortama iyi uymuş canlılar, vs verilir. Fakat örneğin canlıların bulunduğu ortama uymak zorunda olduklarını, çünkü doğal seçilim sebebiyle uyamayanların soyunun tükendiğini, ancak uyabilenlerin hayatta kalıp genlerini yeni nesillere aktarabildiğini, vs ifade eden bilimsel bulgunun bilincinde olunmadan, ya da bu hesaba katılmadan yapılan bir beyandır bu.

Teistlerin bu konuda söylediği herşey, insan burnunun gözüuk takmak için yaratılmıs olduğunu söylemeye benzer. Yaptıkları şey meseleyi tersinden görmektir. Herşeyin çevresiyle uyum halinde olmasının, doğanın sadece çevresine uyanı barındırmasından kaynaklandığını görmezler. Bu ahenge ve uyuma hayret etmek, doğanın işleyişine dair bir kavrayış eksikliğini ifade ettigi gibi, bu hayret doğal olsa bile, bunun ortada hayret edici bir durum olması dışında ifade ettiği bir gerçek yoktur. Yani hayret ediyor olmak, hayret edici olayın sebebine dair birşey söylemez.

7) Mantıksal ve Ontolojik kanıtlar

Teolojide çeşitli örneklerine rastlanan bu tür kanıtlar, saf mantıksal akıl yürütmelerle tanrının varlığını kanıtlama çabalarıdır. Örneğin Descartes in tanrı kanıtı bunların bir örneği kabul edilebilir. Bu akıl yürütme şu şekilde özetlenebilir:

Tanrı en yetkin ve en gerçek varlık olduğuna göre böyle bir kavramı benim zihnime kim sokmuş olabilir? Ben en Yetkin ve En Gerçek özelliklerine sahip bir varlık değilim, öyleyse bu düşünceye ben kendim ulaşamam. Çevremde gördüğüm varlıkların da hiçbiri bu özelliklere sahip değil. Öyleyse bu fikri benim zihnime kendisi En Yetkin ve En Gerçek olan bir varlık, yani Tanrı koymuş olmalıdır.

Bu tür düşünce tarzındakı birinci yanlış, tanımlanan bir şeyin varolmasının zorunlu zannedilmesidir. Örneğin ben efsanelerdeki kanatlı atı veya noel babayı tanımlayabilirim, fakat bu onların gerçek dünyada karşılıkları olduğu anlamına gelmez. Birşeyin zihinlerimizde varolmasıyla gerçekte de varolması aynı şey değildir.

Buradaki ikinci yanlış ise, bu akıl yürütmenin mantıkta döngüsel akıl yürütme (circular reasoning) denen türde bir düşünce tarzı olmasıdır. Bu tür akıl yürütmelerde ulaşılmak istenen sonuç yola cıkılan başlangıç noktalarında gizli olarak içerilir. Örneğin burada, yapılan tanrı tanımı, sonuçta ulaşılmak istenen amaca (tanrının var olması) hizmet edecek tarzda seçilmiştir. Bu tür akıl yürütme, düşünce biçimi olarak yeni bir bilgi vermez. Ancak balangıçtaki postulalardan birinde içerilen bir bilgiyi aciğa çıkarmaya yarar.

Bu tur tanrı kanıtlarına birbaşka örnek olarak Leibnitz in bir argumanını verebiliriz. Buna gore:

Bu dunyada kendi varlıklarının nedenini içlerinde bulundurmayan varlıklar vardır. Örneğin ben anneme, babama bağlıyım, derken havaya, besine, vs. Ayrıca bu dünya tek tek nesnelerin gerçek veya hayali bir bütünü ya da topluluğudur, ki bunların hiçbiri yalnızca kendi içlerinde varlıklarının nedenlerini bulundurmamaktadir. Bu bakımdan, nesneler ve olaylar varolduğuna göre ve hiçbir tecrübe nesnenin kendi içinde kendi varlığının nedenini bulundurmadığına göre, bu sebebin, nesnelerin bütünün kendi dışında bir nedeni olması gerekir. Bu nedenin bir varlık olması gerekir. Diğerlerinin nedeni olan bu varlık, kendi kendinin nedeni olabilir de olmayabilir de. Eğer kendi kendisinin sebebiyse, tamamdır, değilse daha ileri gitmemiz gerekir. Ama bu anlamda sonsuza kadar gidecek olursak, varlığın bir açıklaması yapılmış olmaz. Bu bakımdan varlığı açıklamak için, kendi içinde kendi varlığının nedenini bulundurması gereken, yani varolmadan yapamayacak bir varlığa varmamız gerekir. Bu da tanrıdır

Bu da dikkat edilirse tanrıyı kendi sebebini kendi içinde içeren ve varolmadan yapamayacak bir varlık olarak tanımlamış, dolayısıyla bir döngüsel akıl yürütmeye düşmüştür. Yani yola çıkış noktasından daha fazla bir bilgi veren bir akıl yürütme değildir bu da.

Felsefede yalnızca mantık ve zihinsel akıl yürütmeler kullanarak tanrının varlığını kanıtlama çabaları daima boşa çıkmıştır. Çünkü bu tür bir kavram, kanıtlanmak için dışarıdan gelen verilere ihtiyaç duyar. Yalnızca zihin içinde yapılan akıl yürütmeler, doğaüstü bir varlığın varolduğunu göstermeye yetmez.

Tanrı kavramındaki mantıksal çelişkiler

Tanrı kavramıyla ilgili ilk çelişki, yazının başında dile getirdiğimiz tanımı ile ilgili genel çelişkidir. Yazının bu kısmından bu genel çeliskiden yola çıkarak, tanrı kavramının içerdiği çeşitli sorunlardan bahsedeceğiz.

Örneğin, Herşeye kadir bir varlıgın herhangi bir niteliğe sahip olması mümkün olabilir mi? . Tanrı her şeye kadirse, tanrı hakkında hiçbir sınırlama getiremiyorsak, o zaman örneğin Tanrı birdir nasıl diyebiliyoruz? Bu durumda Bir olma niteliği, bir den fazla olma şansını sınırlamış olmuyor mu tanrının? Örneğin kendisi gibi ayni niteliklere sahip ikinci bir tanrıyı yaratabilme gücünü? Ya da kendisini yok edebilme gücünü?

Benzer şekilde bir varlığın ölümsüz olması, ölme şansını, var olması, var olmama sansını, veya herhangi bir A niteliği, non-A niteliğine sahip olmasını sınırlamıyor mu tanrının?

Ya da doğaötesi bir kavramın tanımından çıkan birbaşka sorun olarak, filozoflar Tanrı mantık ilkelerinin de üstünde midir? Sorununu dile getirmişlerdir.

Mantık ilkelerini bilirsiniz. 1) A., A dır. 2) A, non-A değildir. 3) A, aynı zamanda hem A, hem de non-A olamaz. Bunlar Aristo tarafından ilk olarak dile getirilmiş ve felsefe tarihi boyunca karşı çıkılmadan kullanılmıs 3 temel mantik ilkesinin tanımıdır.

Her şeyin üstünde olduğu iddia edilen bir varlığın, mantık ilkelerinin de üstünde olup olmadığını sormak geçerli bir soru oluyor o zaman. Yani örnegin tanrı evli bir bekar , daire şeklinde bir kare , ya da dogru olan bir yanlış önerme yaratabilir mi?

Kisacasi, ayrintili bir felsefi analize tabi tutuldugunda, tanri inanci absurd denebilecek duzeyde sacma ve saglikli dusunen bir bireyin normal kosullarda kabul edemeyecegi bir kavramdir.

Fakat o zaman nasıl oluyor da dünya üzerindeki bu kadar insan böyle bir kavrama inanabiliyor? Bunun cevabı büyük ölçüde uygarlık tarihinde, sosyal mekanizmaların işleyisinde ve insan psikolojisinde yatmaktadir.

İnsan sosyal bir varlık olmasaydı, tanrı kavramı ve ondan çıkan dinlerin uygarlık tarihinde yapıcı fonksiyonları olmasaydı ve öbür dünya inancının psiklojik açıdan pek çok insanın ihtiyaç duyduğu yapıcı bir yönü olmasaydı, tanrı kavramının çocuk masallarından öte inanılır bir yönü olmazdı.

Peki o zaman tanrı kavramı bir ihtiyaç mıdır? Tanrıya inanmamak psikolojik bozukluğa yol açar mı?

Aslında bizim düşüncemize göre, tanrı inancından kaynaklanan psikolojik etkiler (ceza korkusu ve suçluluk duygusu), tanrıya inanmamaya göre daha zararlıdır. Ve bizce, ki bunu ateist kesim üzerinde yapılmış gözlemlere göre söylüyorum, yeterli bir entelektüel olgunlukla birleşmiş bir ateizm, kişide tanrı inancını bir ihtiyaç olmaktan çıkardığı gibi, psikolojik açıdan daha sağlıklı bir hayat sürdürebilmeyi de sağlamaktadır.

Nitekim günümüzde, dinin diğer fonksiyonları (kanun ve düzen koyuculuk), bilimsel yöntemlerle diğer alanlara (bilimsel politika, hukuk, sosyoloji, vs) aktarılmış olduğu için aslında insanlık olarak dine ve tanrı inancına bir ihtiyacımız kalmamıştır.

Fakat toplumdan kısa sürede bu inancı terk etmesini beklemek pratik açıdan pek mümkün değildir. Dolayısıyla, şu anda insanlık bu inancı uygarlık geçmişinin bir mirası olarak taşıyor ve öyle görünüyor ki yakın gelecekte de bu durum değişmeyecektir.

http://gunlukbakis.blogspot.com.tr/
Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: