SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi

CHP’li belediye’nin Cem evi üzerinde’ki baskısı bitmiyor!

CHP’li belediye’nin Cem evi üzerinde’ki baskısı bitmiyor!
Bu haber 29 Ekim 2019 - 8:56 'de eklendi ve 35 görüntülendi kez görüntülendi.

Haziran ayında çıkan haberlerin üzerinden bir değişiklik olmuş mudur diyerek, Maltepe Cem evi ile görüştüm. Konuşmalardan anlaşılan hiçbir şeyin değişmediği idi.

CHP li Maltepe Belediyesi ilçede bir tane bulunan Cem evi üzerinde ne tür oyunlar çeviriyor anlamak olanaksız. Maltepe de alevi vatandaşların en çok üzerinde durduğu bir diğer konu da arsa rayiç bedellerinin belediye tarafından çok yüksek tutulması.

Bizim asıl konumuz elbette Cem evi.

Cem evi 2016 yılında Süreyyapaşa vakfına devrediliyor. 2017 yılında gelirlerinin %15 i vakfa verilmek üzere belediye ye ait MATAŞ a kiralanıyor. (cem evi bir ibadet alanıdır, ticarethane değil) Süreyyapaşa vakfı ile Mataş belediye ye ait olduğundan Maltepe belediyesi cem evi üzerinden yürüyerek, ya arsanın yerini almak istiyor, veya alevi vatandaşların üzerinde anlamsız bir baskı oluşturmak istiyor gibi geliyor insana. Çünkü bu olanlardan bir anlam çıkarmak zor. Bir çok nedeni olabilir, bu nedenleri de açıklayacak olan Maltepe belediyesidir.

Kaldı ki, bir ibadethane konusunda idare cem evi ne aittir. vakıf veya şirket gibi kuruluşlara yapılan devirle yönetimi de ele geçirmek gibi bir tavır her şeyden önce laikliğin neresinde var diye de düşünmek gerekir.

Maltepe belediye başkanı hakkında türlü iddialar da var.

Yeni bir vakıf kurma peşinde olduğu söylenirken, kurulacak yeni vakfın yönetiminde hırsızlığa bulaşmış eski il başkanlarından, cinci hocalara kadar tekin olmayan insanlar bulunuyormuş. Bu bir iddia tabi.

Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim sözü buraya çok uygun oluyor.

31 Mart seçim sonuçlarının hemen ardından belediye başkanı cem evinin arsalarının üzerine oturduğunu söyleyen bir açıklama ile harekete geçmiş. Oysa, cem evi nin tarihi bambaşka. Üstelik belediye de cem evi nin yapımıyla ilgili bütün imar planları varken bu açıklama oldukça abes.

Geçmiş belediye başkanları AKP li olan da dahil, cemevi  yapımı için bütün yasal desteklerini vermişler, gerekli imar izinleri ve projeler onaylanmış, maddi destek vermeseler bile, cem evinin yapımına büyük katkı sağlamışlar. 500 bin nüfuslu Maltepe de 100 e yakın cami varken, bir tane cem evi bulunuyor. Üstelik hiç bir kurumdan bir kuruş katkı görmeden, alevi kuruluşları ve alevi vatandaşların maddi destekleriyle oraya bu bina dikiliyor.  Yapılan her iş yasal. İmarından projesine kadar şu yanlış yasa dışı yapılmış denilebilecek bir durum ortada yokken, Maltepe belediyesinin derdi nedir anlamak olanaksız.

Gördüğümüz kadarıyla ortada ciddi bir rant oyunu var. Belediye CHP ye ait olmasına karşın, Maltepe de alevi vatandaşlar CHP den ve CHP li belediye başkanından ciddi anlamda rahatsızlar.

Maltepe cem evi ile ilgili çok daha geniş haberler Pir Haber Ajansında verildi. Merak eden okurlarımız buradan da bilgi alabilirler.

CHP yönetimi bu işi nasıl çözecek?

Nazım Hikmet Süreyya Paşa ile ilgili öfkesini bakın nasıl kaleme almış.

Süreyya Sineması’nın ilk müdürü, Nazım Hikmet’in babası Hikmet Bey’di. Nazım Hikmet’in ‘Romantik Komünist’ adlı son biyografisinde yazarlar Şaime Göksu ve Edward Timms şunları anlatıyor: Hikmet Bey, 1932’de bir köpek tarafından ısırılıp kuduz aşısı yaptırmıştı. Ama birkaç gün önce bir yaralanma dolayısıyla tetanos aşısı da yaptırdığından, iki aşının uyuşmaması nedeniyle ağır hastalandı ve kısa süre sonra öldü. Hastayken, Süreyya Paşa (İlmen) evlerine gelerek sinemanın hesaplarıyla ilgili olarak kendisiyle konuştu. Hikmet Bey birkaç gün sonra ölünce, Nazım Hikmet çok üzüldü ve öfkeyle ”Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye” (1933) başlıklı bir şiir yazdı. Ayrıca Gece Gelen Telgraf adlı şiirinde de (1932), Süreyya Paşa’ya duyduğu öfkeyi şöyle dile getiriyordu:

Bir varmış
bir yokmuş.
Develer tellallık edip satarken develeri,
bir benim babam varmış,
bir de bir zatımuhteremin pederi.
Benim babam,
dazlak kafalı ufak tefek bir adam.
O bir zatımuhteremin pederi
İkinci Sultan Hamidin
meşhur hırsız seraskeri.
Benim babam,
dolu koymuş
boş çıkmış,
bütün ömrünce çevirmiş simsiyah defterleri.
O, bir zatımuhteremin pederi –
Yemen çölünde açlıktan ölenlerin
suyundan, ekmeğinden çalarak,
kumun üstüne akan kandan
yüzde yüz komisyon alarak
han, hamam, apartıman yapmış…
Ey zatımuhterem!
Şaire, “Kısa kes, diyelim, sözlerini!”
Ölmüş sizin serasker
peder.
Benim de babam öldü.
Ve dünyaya yummadan evvel
ışıklı çocuk gözlerini
siz onun yanındaydınız.
Son beş papelin hesabını vermeden ölmesin, diye
kalbinin atışını saydınız.
Tutmuyordu babamın öpülesi elleri.
O eller..
Babamın gözleri artık
simsiyah defterleri göremiyordu…
Fakat yine siz haklısınız:
o gündü hesap günü.
Taktınız tenezzülen kendi elinizle siz
bir ölünün burnuna gözlüğünü,
beş papelin hesabını istediniz.
İşte o hesabı şimdi ben veriyorum.
Size bir tokat
borcum vardı.
Dikkat!
Kolumu geriyorum.
İkimiz karşı karşıyayız.
Sizin peder ölmüş.
Öldü benim babam.
Karşı karşıya kaldık iki meşhur adam.
Benim şöhretim nerden gelir,
ben neyimle meşhurum –
-MALUM!.
Size gelince:
sizi meşhur eden şey:
hırsız bir babanın kanlı altınlarını çalan
hırsız bir oğlun parasıdır.
Sizin şöhretiniz:
lanetle dolu bir yükün
çuval darasıdır.
Şöhretiniz:
kıvrak çengiler, büyük kemancılar veren
çingene çadırlarının yüz karasıdır.
İnanmazsanız eğer,
karıştırsın alim efendiler
kalın yapraklı kitaplar gibi seneleri:
anlarsınız ki, Edirne boyu
çingeneleri,
görmemiştir soyunuz gibi bir soyu…
Bir varmış
bir yokmuş.
Develer tellallık edip satarken develeri,
bir benim babam varmış,
bir de bir zatımuhteremin pederi.
Ey zatımuhterem!
Ölmüş sizin serasker
peder.
Öldü benim babam.
Karşı karşıya kaldık
iki meşhur adam…
N.Hikmet – 1933

GECE GELEN TELGRAF

Gece gelen telgraf
dört heceden ibaretti:
“VEFAT ETTİ.”
İmza yok.
Bu dört hece bile çok.

Bakıyorum duvara:
duvarda bir yara-
duvarda bir resim-
vefat edenin,
elimle çizmişim.

Saat bir.
Saat üç.
Saat beş.
Polis düdükleri, saatlar…
Yatağım bozulmamış.
Çekmecemde kaatlar:
bazıları
onun el yazıları.

Gece gelen telgraf
dört heceden ibaret…
Şafak söküyor-
odam
geceden ibaret.

Avuçlarımda
ellerinin gölgesi dolaşan adam
demir parmaklıklardan gördü son gündüzünü.
Mahpushane doktoru
örterek paltosuyla upuzun yatanın yüzünü:
– Tamam!
dedi.
Bunu belki evvelki akşam
dedi.
Evvelki akşam
ben……

Satıcılar geçiyor mahalleden.

Bakıyorum
gece gelen
telgrafa.
O mükemmel bir kafa
mükemmel bir yürek,
yumruklarıyla erkek
gözleriyle çocuktu.
Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o.
Yoldaştı o..

* * *

Düşmanlar kına yaksın
dostlar girsin saflara.
Sen gözyaşı göstermeden ağlıyacaksın
gece gelen telgraflara…
Nazım HİKMET

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: