SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi
Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’tan koronavirüs gerçekleri
Bu haber 29 Ağustos 2020 - 16:54 'de eklendi ve 139 görüntülendi kez görüntülendi.

Sağlık Bakanlığının günlük açıkladığı Covid-19 verilerini değerlendiren İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları, sürecin şeffaf yönetilmediğini, açıklanan rakamların gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

İmamoğlu, “Şu anda neredeyse İstanbul eşittir Türkiye” açıklamasını yaparken, Yavaş ise “Sadece Ankara’da 563 kişi öldü” dedi.

Türkiye’de 1 Haziran’da başlayan normalleşme süreciyle birlikte corona virüsü vakaları her geçen gün artarken Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan rakamların gerçekliği de tartışma konusu oldu.

Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere birçok kuruluş tarafından sıklıkla gündeme getirilen bu iddia, bugün Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanları tarafından da dillendirildi.

“BİZİM DERDİMİZ ŞEFFAFLIK”

İYİ Parti’nin online düzenlediği panel sonrası yöneltilen sorular üzerine açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, açıklanan pandemi verilerinin gerçekleri yansıtmadığını belirtti.

“Bizim derdimiz şeffaflık” diyen İmamoğlu, “Şu anda neredeyse İstanbul eşittir Türkiye” derken, Yavaş ise “Sadece Ankara’da 563 kişi öldü” şeklinde konuştu.

“BİZDE SAYILAR VAR”

Türkiye’deki sayı kadar, İstanbul’da bulaşıcı hastalıktan ölenler olduğunu söylemesi halinde kıyamet kopacağını söyleyen İmamoğlu, şunları kaydetti:

  • Bizde bu sayılar var. Bir dönem kamuya açıktı, e-devlet üzerinden görülebiliyordu. Bunlar kısıtlandı. Ama insanlar istatistikleri okuyabiliyorlar.

  • Yani bir önceki sene ile bu sene arasındaki farkı okuyabiliyorlar. Şu anda neredeyse İstanbul eşittir Türkiye.

  • Peki üstü ne olacak. Türkiye rakamları neredeyse Ankara’dakiler kadar, açıklanmıyor. Aynı şey İstanbul için geçerli.

“YENİ BİR TARTIŞMA AÇMIŞ OLACAĞIZ”

Dertlerinin tartışma açmak olmadığını, ancak bu konunun ele alınmasının şart olduğunu söyleyen Ekrem İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

  • Şimdi yeniden tartışma açmış olacağız. Bizim derdimiz tartışma açmak değil ki. Bizim derdimiz şeffaflık.

  • Ben görüyorum. Bu rakamları bunu bir kısım siyasilere verdik. Bunu konuşan siyasiler neredeyse hain ilan edildi.

Ölüm raporunu paylaşmak işin vahametini tedbir boyutunu arttırır. O bakımdan söylüyorum, ne yazık ki şu anda İstanbul eşittir Türkiye.

“NEYİ GİZLİYORSUNUZ, TÜM VERİLER BELEDİYELERDE”

Bütün verilerin belediyelerde olduğunu hatırlatan İmamoğlu, “Neyi gizliyorsunuz. Tüm ölümleri kayıt alan kurumuz. Nakli yapanda biziz. Mezarlıklar müdürlüğü bizde, ölümler bize geliyor. Bunun gizlisi saklısı olmaz” diyerek bu önemli sürecin siyasi polemiklerden uzak yürütülmesi gerektiğini söyledi.

“KANAL İSTANBUL İÇİN KÖY KÖY GEZEN BAKANLAR VAR”

Pandemi sürecinin önemli ve ciddi olduğunu hatırlatan Ekrem İmamoğlu sözlerini şöyle noktaladı:

  • Pandemi süreci önemlidir. Ciddi bir süreçtir. İstanbul’un önemli bir gündemi bu olmalıdır. İkinci vazgeçilmez gündemi deprem olmalıdır.

  • Ama artık bakanlar, bakanlıklar Kanal İstanbul için köy köy gezip ‘siz nasıl istiyorsanız planı öyle değiştireceğiz’ diye propaganda yapıyorlar. Ağlanacak haldeyiz.

  • Bakanlar plan değişikliği için köye gidiyor. Çok ayıp. Konumuz, önceliğimiz bulaşıcı hastalıktır, kontrol altına alınıncaya kadar seferberlik devam etmelidir.

“TOPLUM ÖNÜNDE TARTIŞMAMIZI İSTİYORLAR”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’da, pandemi sürecinde yapmak istedikleri çalışmaların engellendiğini belirterek şunları söyledi:

  • Biz sokakta konteynerler kurup insanların ateşini ölçmek istedik. Bize izin verilmedi. Sonra yollarda polisler ateş ölçmeye başladı.

  • Biz bunu kendi aramızda değerlendirdiğimizde, ‘birileri bizimle toplum önünde tartışma yaşamak istiyor’ diye değerlendirdik. Covid-19 üzerinde bir çatışma çıkarmak istiyorlar. Biz bunun dışında kalalım.

“ANKARA’DA 563 KİŞİ ÖLDÜ”

Açıklanan rakamların gerçekten uzak olduğunu anlatan Yavaş, şunları kaydetti:

  • Ankara’da toplam 563 kişi öldü. Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulsun. Adana, İstanbul, İzmir, Ankara belediye başkanlarından bir günlük rakamları istesinler. Sonra açıklanan rakamlara baksınlar.

  • Rakamları az açıklamanın kime ne faydası var. Bence tam tersi olmalı. 30 vefat varsa 100 demeli. Yoksa vatandaşlarımız ne düğünden, ne sünnetten vazgeçer.

  • Biraz ikna ile biraz korkutarak, biraz zorlamayla bu tedbirlere ağırlık vermek zorundayız yoksa gerçekten altından kalkamayacağız.

“BELEDİYELER OLMASA HÜKÜMETİN HALİ NE OLURDU?”

Mansur Yavaş, birilerinin kara propaganda yaparak kendilerini kötülediğini anımsatarak şunları söyledi;

  • Biz olmazsak bunlar üç koyun güdemez, ortalık çöp dağlarıyla dolar diyorlardı. Hükümet değişikliğinde Türkiye’de kara bir tablo çıkacağını söylüyorlardı.

  • Tam tersi çıktı. Hatta bu belediyeler olmazsa pandemi sürecinde hükümetin hali nice olacaktı. Maske bile dağıtmakta zorlandılar.

YILMAZ BÜYÜKERŞEN: BELEDİYE OLARAK SALGINA TEDBİRLİ YAKALANDIK

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak salgına biraz tedbirli yakalandık. Mart ayında haritaya bakıp çevremizde salgının olduğunu gördüğünde biz de tedbir almaya başladık. Yaptığımız toplantılarda yönetici personelleri eğittik.

Hükümet resmi olarak açıkladığında biz de şok yaşamadan atlattık. Aş evi ile yoksul ailelere yemek dağıttık. Cadde üzerinde emeklilerin oturduğu bankları söküp kaldırdık, Durakları dezenfekte ettik. Tramvayların sterilize edilmesi için zabıtaları da seferber ettik.

Eskişehir’de kültür faaliyetleri oldukça fazladır. Tiyatro ve konser salonlarını derhal kapattık. Biz ne kadar başlangıç tedbirlerinı alsak da halk paniğe kapıldı . Biz de halkın hangi konuda nereye müracaat edebileceklerini duyurduk.

Kapatılan esnafın açığa çıkardığı insanlara yemek yardımının dışında evlere de gerekli malzemeleri dağıttık. Kovid Eskişehir’de oldukça iyi geçiyordu ama şu anda aynı şekilde geçiyor diyemem. Köylere yayılmasını önlemek için başka bir çabaya girdik. Ekonomik durumu sıkıntılı ailelere yardım için aş evi dışında bağış yapmak isteyenlere gerekli yerleri gösterdik.

Banka hesap numaralarını ilan ettik ama Hazine adına hesaplara el koyma kararı alındı. Ama biz ayni olarak yardım almaya başladık. Tabi üzüldük. Bütçemizde ödenek vardı ama böyle bir paniği atlatabilecek kadar değildi. Bütçe içinden aktarım yapma fırsatı da pek bulamadık.

“MALİYE BAKANLIĞI ÖDENEĞİMİZDEN YÜZDE 53 KESTİ”

Sağlık personeli için otelleri ayarladık. Maske meselesinde, sosyal hizmetlerin kadınlar için açtığı kursları seferber ettik. Peyder pey halka dağıtmaya başladık. Büyük sıkıntılar özellikle ulaştırmada ortaya çıktı.

Eskişehir büyük bir tramvay şebekesine sahip. Tramvaylar dolu gidip dolu gelirdi. Öğrenciler koronadan kaçmak için memleketlerine gitmeye çalışıyorlardı. Onların sorunlarını da çözmek için gerekli şeyleri yaptık.

O arada bütçedeki nakit akışı bozuldu. Belli dönemde yasal olarak bize gelmesi gelen ödenekler birden bire kesinti yapıldı diyebileceğimiz kadar kesintiler yaşandı.

Örneğin Maliye Bakanlığı ödenekten yüzde 53’e varan kesinti yaptı. Bunlar bizim günlük olarak işlerimizi yapabileceğimiz paralar değildi. Haziran ayında 33 milyon lira destek geldi.

Biz hangi ihtiyacımızı karşılayacağız? İşsiz vatandaşlara yardım edebilmemiz baya bir sıkıntı oldu. Tramvaylar 100 bin kişi taşıyor.

Yolcu azalması tramvay gelirlerini bir hayli düşürdü. Otobüs gelirlerimizde de durum aynı. Ana derdimiz şuydu. Biz tramvay şebekesi yatırımlarını hem de otobüs şebekesi yatırımlarını krediyle yapmıştık. Bunlar dış krediyle yapılmıştı.

Ama döviz kurundaki artış hem ana para hem de faizde ciddi artışla karşılaştık. Kefil olan Hazineydi. Ama kefil ödesin diye bir şey yapmak benim ağrıma giderdi. Muhasebeye bir talimat vermiştim. Ana para ve faiz ödemelerini ödeme gününden 3 gün önce ödeyin derdim. Bu yüzden bankalar nezdinde itibarımız baya yüksektir.

Evde bakım hizmetleri vardı. Evde yatalak hastalara yardım eden servislerimiz vardı. Burada olandan daha fazla talep geldi. Bunların hepsine yetişemedik bunun üzüntüsü içindeyiz.

Belediyenin öz gelirleri içinde dükkanlardan kira almadık. Nasıl düzelteceğiz, merkezi hükümetin alacağı kararlarla bize destek vermesinden geçer. Vatandaşların yardımların belediyelere ödenmesi içimizde bir acıdır.

“ASKIDA FATURA UYGULAMASI DEVAM EDEBİLİR”

Bunun bir seferberlik ruhuyla yönetilmesi gereken bir çalışma olarak tanımlamıştık. Belediyelerimiz çok iş başardı. İstanbul’da neredeyse 1 milyon 400 bin aileye dokunduk. Tabi ki bizim sosyal yardım bütçemizi artırarak dokunduk. Büyük bir yoksulluk var ve bu devam edecek. Sadece Birlikte başaracağız noktamıza 1 milyon 50 bin aile başvuru yaptı ve 600 bin aileye gıda destek paketi yolladık.

Dayanışmayı ön planda tutmak adına yardımlaşma kampanyaları düzenledik. Askıda faturayı devam edebilir bir çalışma olarak görüyorum. Sadece oradan 180 bin ailenin faturası ödendi.

Kaza yaşadık hepimizin vicdanını sızlatan. Buradan sayın genel başkanımıza mahcubum. 3 milyonluk kısmı hala bloke durumda. Bu deneyimler çok acı işler.

“YETKİN BİRİNİ ARADIM, HANGİ İNATLA BU PARAYI TUTUYORSUNUZ DEDİM”

Ben diyorum ki, geçenlerde yetkin birini telefonla aradım dedim ki, bu bloke yüzünden toplumun vicdanı sızlıyor. Hangi inatla bu parayı tutuyorsunuz diye bu sitemimi ulaştırdım. Bir hata yaptıysak özür de dileriz ama şu parayı vatandaşa dağıtalım dedim.

Günü sonunda ortaya koyduğumuz dayanışma ruhu yoksulluğun ve ümitsizliğin en tavan yaptığı durumda toplumu kaynaştıran bir unsur haline döndü.

“HÜKÜMETİN AÇIKLADIĞI PAKETLERDEN TEK GELİR ALMADIK”

Hükümetin pandemi yönetimine olağanüstü katkı sunmuş belediyeleriz. Bütün sorunlara rağmen ulaşımda kesintisiz hizmet sunduk. Bu sene sadece otobüsler için sübvanse ettiğimiz para 3 milyar lirayı buldu. Kabiliyetli bir kriz yönetimi ortaya koyduğumuzu düşünüyorum.

Hükümetin açıkladığı paketlerden belediyeler olarak tek bir gelir alamadık. Güney Kore hükümeti yaptığı destek paket bütçesinde, ki 500 milyar dolarlık bir destek paketi açıkladı. Seul Belediye Başkanı, yaptığımız konuşmada destek paketinin yüzde 35’inin belediyelere aktarıldığını söyledi.

Bütün sağlık çalışanlarını Mart’tan bu yana ücretsiz taşıyoruz, buna yıl sonuna kadar devam edeceğiz.

“1 EYLÜL’DEN İTİBAREN 130 BİN AİLEYE ET DAĞITACAĞIZ”

Yardım paketlerimiz hiçbir zaman geri tutmadık. Seçim döneminde annelerin çocuklarını doktora götürebilme çocuklarıyla gezmeleri için onlara ücretsiz ulaşım kartlarını sunduk. Kurban Bayramı’nı yardımlaşma için bir fırsat olarak sunduk. 8 bin kurban topladık 1 Eylül’den itibaren 130 bin aileye et dağıtacağız.

Pandemiyle ilgili hiçbir sıkıntı yokmuş gibi bir psikoloji yaşıyoruz. Sıkıntılar büyüyor. 6 ay boyunca pandemi kurulları toplantıları yapılması istenmişti ben koca 6 ayda 3 toplantıya davet edildim.

Biz büyük bir şehiriz, 16 milyon insan yaşıyor. Burada bir bilim kurulunu sabit tuttuk. Buradan elde ettiğimiz raporlarla mektuplarımızı ve dilekçelerimizi yolladık. Hastalık gittikçe artıyor. Şu anda 300’leri aştı hasta sayısı.

Vaka sayısı ve ölüm sayısını Türkiye’den takip ediyoruz. Çok ciddi bir şekilde Eylül ve Ekim aylarına hazırlık yapmamız gerektiğinin farkındayız. Dezenfekteden maskeye kadar kendimiz yapabilecek durumdayız.

“TURİZM PATLADI MANŞETİYLE KRİZİ YÖNETEMEZSİNİZ”

Karantina ortamı yaşanması durumunda gıda yardımı yapılması için talimatımızı verdik. Öneriler paketi hazırladık. İstanbul’da ulaşım en büyük sorun olacak. Yoğun trafik ortamında sıkı bir mesi düzenlemesi yapılmasını defalarca valilikle paylaştık. Kısıtlılık var metroya binmeyin şeklinde bunu çözemeyiz.

Eylül ayında 11 büyükşehir belediye başkanı bir araya geleceğiz. bu sefer Muğla Büyükkşehir Belediye Başkanımızın misafiri olacağız. Bu meşale parti meselesi değildir. Bunu bir kişi ya da grup çözemez.

Dünya bir değişim sürecinde. Ekonomi yeniden bütün kurallarıyla yazılacak. Ekim ayında yeni bir yerel yönetim tasarısı konuşuluyor. Taslağa baktığımızda bütün olanlardan ders alınmadığını görüyoruz. Akıl tutulması gibi bir şey. Turizm patladı manşetleriyle krizi yönetemezsiniz. Dünya evrimi içinde bir dönem yaşıyor. Bulaşıcı hastalıklar yüzünden neredeyse tokalaşmayı tamamen bırakacağız.

MANSUR YAVAŞ: YAN YANA MESAİ YAPTIĞIM ARKADAŞIMDA VİRÜS ÇIKTI

Pandemi döneminde zoomu keşfettik. Ben zoomdan ya da Whatsapp üzerinden görüşelim diyorum ama illa yan yana gelmek istiyorlar. Düğüne gideceğiz yan yana mesai yaptığım arkadaşımda Covid çıktı.

Bence insanlara panik yaptırmak lazım. Panik yaptırmazsanız korkmuyorlar. İşin tehlikesinden bahsediyorsunuz ama diğer yandan TFF yüzde 30 seyirciyle maç oynayacağız diyor. Bu konuda bir bütünlük sağlayamadık.

Bizler hemen kriz masamızı topladık. Dedik büyük bir sokağa çıkma yasağı olacak. Kurduğumuz kriz masasıyla yapılması gereken her şeyi hazır edip bekledik. Sonra hükümet baktık ki bize çağırmıyor.

Sonra Umre’den gelenler oldu onlara hemen otobüs tahsis ettik karantinaya girmeleri için. Toplumun önünde covid üzerinden bir tartışma başlatmak istiyorlar biz buna alet olmayalım dedik 11 büyükşehir belediye başkanı olarak.

“HER ENGELLEMEYE KARŞI BİR ÇARE BULDUK”

Bizi yok sayınca aynı organizasyonu başka bir grupla yapamadılar. Vefa Grubu ortaya çıkardılar öğretmenlere polislere yardım dağıtıyorlar ama başka kime dağıtacaklar. Anneler babalar eşler birbirlerinden ayrı duracaklar. Bu durum belki de toplumda bir kötülüğü ortaya çıkaracaktı.

Her engellemenin üzerine bir çare bulduk aç insan bırakmamak için. Ankara’da biz 500 bin aileye ulaştık. Birden bire akşam 11.30’da sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ama pazarcılar sabah tezgah açıp satışa başlayacak.

Biz de onlara yardım ettik. Belediyeler öyle işler yapıyor ki sanki Ankara’da düşsem Mansur Başkan bana yardım edecek diye düşünmeye başladılar.

Yüksek oranda yardımlar insanlara ulaştı. Bu dönemde gelirlerimizi azaldı. Kendi alacaklarımızı erteledik. Su paralarını erteledik, suyu kesilenin suyunu açtık. Ankara’da doğalgaz özelleştirildi, doğalgaz bir kuruş erteleme yapmadı, Telekom erteleme yapmadı. Ben okuyan çocuklara internet yardımı yapmak istiyorum 3 servis sağlayıcısıyla görüştüm 1 kuruş indirim yapmadılar. Demek ki devletin her şeyi özelleştirmemesi gerekiyor.

İhaleleri erteledik. Ankara’da 50 bin kişiye 550 lira yardım yapılmasını sağladık. O 500 lira belki bazıları için hiç bir şey değil ama cepte sıfır varken o 500 lira 500 bin lira gibi oluyor.

Ankara’nın tümünü dezenfekte ettik. Seçildiğimden beri hala çoğu il müdürü beni ziyarete gelmedi. Yazılan yazılarımıza hiç yanıt gelmedi. Ankara İl Sağlık Müdürlüğünü bile biz dezenfekte ettik. Bütün dünyadaki başkentlere mesaj çektik bize uygulamalarınızı anlatın diye. Bütün belediyeler ülkelerinde yapılan yardımları internet sitesine koymaları ile güzel bir dayanışma oldu.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN AÇIKLADIĞI VERİLERE ELEŞTİRİ

Bir yandan tedbirlerin sıkılaştırılması gerekirken bir yandan gevşiyor. Bu işin araştırılması reddediliyor ama bütün belediye başkanlarımızdan bir gündeki vefat sayısını istesinler bizden. Onunla birlikte Sağlık Bakanlığı’nın da verilerini yayınlayalım. Hala ben buna inanmıyorum diyen insanlar var. Biz bundan güzel bir ders çıkardık.

Biz olmazsak maaşlarınız ödenmez, ortalık çöp dağları olur diyorlar. Demek ki bir hükümet değişikliği olması durumunda nelerin olabileceğine yönelik güzel bir örnek oldu. Yerel Yönetimler yasası ile bizim yetkilerimiz almaya çalışıyorlar. Bu belediye başkanları olamasaydı bu hükümetin hali nice olurdu.

PROF.DR. MEHMET CEYHAN:”BAZI UZMANLAR HALKI VE DEVLETİ YANLIŞ YÖNLENDİRDİ”

Gerçekten zor bir süreçteyiz. Biraz önceki konuşmadan takip ettim. Hepsini kıyasladığımızda salgının bunun içindeki en kötüsüdür.

Deprem olur, deprem dışında hayat devam eder. Depremde sağlık çalışanları daha sağlam evlerde oturur diye hesaplanır. Sel olduğunda sağlık hizmetlerini takviye edersiniz. Ama salgında sağlık çalışanları çok kötü etkilenir.

İlk başa kısaca dönersek Mart’ın 11’inde biz ilk vakayı bildirdik ama bu bizim ilk vakamız değildi. Siz pandemiyi ilk bulduğunuzda bir merkez tespit edilir. O merkezde birini bulduğunuzda sizin ilk vakanız olur. Diğer yerlerde merkezdeki kadar olmasa da etkilenir.

Pandeminin ilk dalgası kolay atlatılır. Siz merkezde yeterli önemleri aldığınızda kolay atlatılır. Biz de pandeminin ilk merkezi İstanbul’daydı. Vaka sayıları azaldığında insanlar rahatladı. Bazı uzmanların halkı ve devletleri yanlış yönlendiren yorumları oldu.

“EKONOMİK ZORLAMALARLA NORMALLEŞMEYE GEÇİLDİ”

Bunlar pandeminin yazın azalacağınıi bunun bir kış virüsü olduğunu, bunun 2 hafta biteceğini ön gördüler. Birçok ülkede kademeli bir normalleşme yapılabilecekken hızlı bir normalleşmeye geçtiler.

Biz pandeminin en ağır atakları yaz aylarında olmuştur dedik ama ekonomik zorlamalarla hızlı bir normalleşmeye geçildi. Biz 11 Maysı’tan sonra binli rakamların altına inememiştik sonra artış gerçekleşti.

Eğer belli bir rakamda sıkışıp kalırsanız ekstra önlemler almanız gerekir. AVM’leri açıp ekonomiyi düzelteceğiz dediler ama halk güvenmediği yerlere gitmiyor.

Bu, ekonomide düzelmeyi de sağlamadı. Biz blok halinde 14 ya da 28 gün tam karantina olsun sonra ekonomik hizmet için açılsın dedik. Ama danışılan arkadaşlar yanlış bilgilendirdiği için yapılamadı.

Filololojide 2. dalga belli bir süre durup sonra yaşanan artıştır. Biz Türkiye’de 0 vakayı sağlasak Afrika’da hasta sayısı devam ederse bu iş olmaz.

Bütün yerlerde 0 vakayı sağlamamamız lazım. Bu İspanyol gribinde yaşandı. İlk dalga bitti ama sonra asıl yıkıcı olan dalga geldi. Eğer siz ekstra tedbirleri almayıp sadece maske ve sosyal mesafe uyarısı yaparsanız bu iş yürümez. Tamamen plansız toplantılar yapılıp o anın şartlarına göre kararlar alırsanız bu iş yürümez.

“ŞU ANDA İŞ ÇOK DAHA ZOR”

Aynı plansızlığı okulların açılmasında yaşıyoruz. Siz okulların açılmasını bir tarihe erteleyemezsiniz. Bu sadece toplumdaki tartışmaları ötelemek için yapılabilir.

Okulların açılması için eylem planı yapılmalıdır. Bir hedef belirlenmelidir. Bir vaka sayısının altına inildiğinde okulları açcağız demelisiniz. Tarih belirlemekle olmaz. Belki 21 Eylül’de durum 31 Ağustos’tan daha kötü olacak.

Neden 21 Eylül diye bir tarih belirlendi, bunu kimse anlamadı. Yeniden sokağa çıkma yasağı ve iş yeri kapatma tedbirleri almak çok zor. Alınabilecek 5 tedbir var. ABD’de yapılan çalışmalara göre en çok bulaş ev ortamı, iş yeri ortamı ve toplu taşıma ortamında oluyor. Bizde en çok toplu taşımada oluyor. Bunun için mesailere belli sınırlamalar getirilebilir.

Diyarbakır’daki bir taziye evinden 100 vaka çıktı, başka bir yerde bir nişan yemeğinden 60 vaka çıktı. Bunlara bir sayı kısıtlaması getirilebilir. Şu anda iş çok daha zor. Mart ayından çok daha zor durumdayız çünkü tek merkezli bir salgın yok.

Sadece İstanbul için aldığınız tedbirleri tüm ülkede uygulamanız gerekir. Biz şehirler arası dolaşımı tamamen serbest bıraktık. Şehirler arası dolaşımı disiplinize etmek gerekir. Herkese test yapamazsınız belki ama kayıt altına alabilirsiniz.

Şehirler arası dolaşımı rahat tutarsanız. İllerde aldığınız tedbirlerin hiçbir önemi kalmaz. Ankara’da salgın var, Ankara’da yasaklar koyup İstanbul’a koymazsanız, düşünsenize İstanbul’dan Ankara’ya kaç kişi geliyor?

“TEKRAR TESTLERİN BİR ANLAMI YOK”

Şu anda yürütülen test politikası hemen değiştirilmelidir. Şu anda toplu testleri futbolculara, organize sanayi bölgelerinde yapıyoruz. En çok bulaşı insanlarlarla yüz yüze gelen iş kolları yapıyor. Futbol Federasyonu çok kıymetli bilim insanlarının olduğu ama aralarında ortopedist gibi uzmanların olduğu kurullarla salgını yönetiyor.

Tekrar testlerinin hiçbir anlamı yoktur. Mümkün olduğu kadar bulaştırma potansiyeli olan pozitif vakalar bulmamız lazım. 65 yaş üstü vatandaşlara kısıtlamaların anlamı yok çünkü gençler virüsü alıp eve geliyor.

Bir grup son derece organize olup kurallara uyuyor ama bir grup hiç uymuyor. Cumhurbaşkanının mesajları bile ulaşmıyor insanlara. Farklı iletişim yöntemleri uygulanmalı. İnsanlara kuralları uymaktan vazgeçiren insanlar var bunlara hukuki yaptırım uygulanmalı. Devlet bazı tedbirler almadan bu sadece halkın kurallara uymadan olmaz.

Maskeyi özellikle virüsü taşıyan takmalı. Virüsü taşıyan takarsa yüzde 95’e kadar koruma sağlar. Ben bile N95 maskeleri üzün süre takamıyorum. Mesafe önem kazanıyor. Toplu taşıma aracına bindiniz, mesafe olmadığı için maske önem kazanıyor.

Maske takmak sizi yüzde 86 koruyor, 1,5 metrelik mesafe tek başına sizi yüzde 82 koruyor. İkisini birlikte yaptığınızda sizi yüzde 97 koruyor. Maske takamadığınız havuz gibi yerlerde en az 2 metre mesafe korumalısınız. Koşuyorsanız 4 metre mesafe koymalısınız.

“TEST NEGATİF ÇIKSA BİLE HASTA DEĞİLİM DİYEMEZSİNİZ”

Çok sıcak suyla el yıkamak zararlıdır, ılık suyla yıkamalısınız. Bizim kullandığımız testlerle ilgili bir tartışma ortaya çıktı. PCR testleri en çok pozitif bulduğunuz durumda bile yüzde 68 pozitif veriyor. Test negatif bile çıksa hasta değilim diyemezsiniz. PCR testi mutlaka pozitif reaksiyon veren bir test değil aslında.

Antikor testlerini ise halkın düşünmesine gerek yok. Antikor testi sizin ben korona geçirdim önlem almaya gerek yok diyebileceğiniz bir test değil. Kanla yapılan testler hem özgüllüğü düşük hem de geç pozitifleşen testler.

Bunları biz araştırmamızda kullanmıyoruz. Zaten hastaların yüzde 60’ında testler negatif çıkıyor. Hacettepe’de yaptığımız araştırmada yoğun bakımda yatan hastaların test sonucunun daha çok negatif çıktığını gördük.

Biz test sayısında Avrupa ortalamasında ortalardayız. 100 bin civarında yaptığımız test sayı olarak çok yeterli değil. Önemli olan test yaptığımız grupların planlı olmaması. Biz doğru gruplarda yaparsak pandemi kontrolünde daha etkili olur.

Bizi zorlayan nedir? Test materyalini yeterince alırsınız, laboratuvar sayısını da artırırsınız. Eksik olan insan gücüdür. Test sayısı daha da artırılabilir. Testler sizin pandemi kontrolü verilerini veren en önemli işlemdir.

“TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIĞA ULAŞMAMIZ 11 YIL SÜREBİLİR”

Tabi ki 700 binlere ulaşmamız çok mümkün değil. Çin, Wuhan’da bir haftada 10 milyon test yaptı, hemen kapalı bölge ilan etti. Bu iş, ben artık binlere indim her yeri açabilirim diyebileceğiniz bir alan değil. Toplumsal bağışıklığa ulaşabilmek için ne kadar kişinin bağışıklığa gelmek için basit bir formül var.

Minimum toplumun yüzde 50’sinin bağışık hale gelmesi lazım. En iyi şartlarda biz test de yapsak vaka sayısının sadece yüzde 10’unu bulabiliyorsunuz. Bizde test kriterleri çok sıkı. Bir de testin duyarlılığı düşük. Bizde aktif vaka sayısında ciddi bir yükseliş var. Aktif vaka sayısı 10 günde 17 bin 350’ye yükseldi. Ekstra bazı şeyler yapmanız lazım. Günde 1000 vaka civarında vaka görerek toplumsal bağışıklığa ulaşmanız 11 seneyi alıyor.

“AŞILARI UYGULAMAK ÖYLE ÇABUK OLACAK SÜREÇLER DEĞİL”

Aşılardan bazıları önümüzdeki sene piyasaya çıkar, Türkiye’ye de bunlardan bir kısmı gelebilir. Burada ciddi sorunlar var. Siz gidip sağlıklı bir insan olarak o eczaneden o aşıyı yaptırıp yüzde 70 oranda korunursunuz.

Ancak çocuklar ve kronik hastalığı olanlarda ne kadar koruma sağlanır bilemiyoruz. Bu, bütün dünyaya uygulanacak ve 50 oranı yakalanacağı bir çalışma yıllar sürer.

Bu aşıları uygulamak öyle çabuk olacak süreçler değil. O yüzden en büyük umudumuz mutasyon. Bu mutasyonların en uzunu 2 sene sürmüş. 2 sene içinde virüsün mutasyona uğrayıp bulaşmasının son bulmasını umut ediyorum.

Kötü yönde bir virüs ekstra durumlarda oluyor. 50 binin üzerinde mutasyon tanımlandı ama çok ciddi bir mutasyon saptanmadı. Bu yüzden virüs bulaşıcılığından ve öldürücülüğünden bir şey kaybetmedi.

PROF. DR. BÜLENT GÜRLER: BAZI İNSANLAR EVLERİNDEN ÇIKAMAZ HALDELER

Korona virüsün geçmişte de bizimle haşır neşir olduğunu söylememiz lazım. Daha önce SARS ve Mers gibi hastalıklar çıkmıştı onlar da korona virüs kaynaklıydı. Vuhan’da bir halk pazarında ortaya çıktı korona virüs.

Bunun tespiti de Ocak’ın 7’sinde çıkmıştı. Bizde de 11 Mart’ta tespit edildi. Korona virüs bu şekliyle pandemi oluşturması bir mutasyonla oldu. Bu mutasyonun sebebi kesinlik kazanmadı. Biyolojik olaylar böyle birden bire çıkabilir.

Virüsler yaşamak için başka yaşam formlarına ihtiyacında olduğu için birden bir olabilir. Şu anki tehlikenin durumunu gözardı etmememiz lazım. Korona virüs hadisesi, insanların birbiriyle çok sıkı fıkı hale gelmesiyle, insanların ağız ve burun yoluyla almasıyla meydana geliyor.

Maske takmak, el temizliğine dikkat etmek ve sosyal mesafeye dikkat etmek gerekir. Ama en önemlisi insanların bağışıklık sistemini güçlendirmesi lazım . Bazı kişiler evlerinden çıkamaz haldeler. 6 aydır evlerinden çıkamayanlar var. Bu korku insanların metobolizmasını olumsuz etkiliyor.

Dezenfektanlara gelince; Mikroorganizmalara bakınca çok dirençlerden en hassaslara doğru gidiyor. Korona virüs ise zarflı virüs kategorisinde. Bu, en hassas kategoride yer alıyor. Bütün dezenfektanlar bunun düşmanı. Ama kalıcı etkisi yoktur. Uygulama yeri metal değilse çamaşır suyu kullanılabilir. Bazı kişiler yer yüzeyin dezenfeksiyona gerek kalmadığını söylüyorlar. Ama insanların olduğu yerde yer yüzeyi kirlenmektedir. Onun sağlam bir kişiyle teması ile virüs bulaşabilir.

“MASKE HEM SİZİ HEM DE KARŞINIZDAKİNİ KORUR”

El yıkama o kadar önemli ki, bu virüsleri antiseptikle öldürmek yerine el yıkama yapılmalı. Burada hücre yoğunluğu çok önemli. O yüzden sabun, sıcak su yoksa soğuk su ile 20 saniyelik yıkama çok yararlı olacaktır. Ayrıca alerjik etkileri de göz ardı etmiş olacağız. Bu yüzden el yıkamayı vatandaşlara tavsiye edelim. Maske hem sizi hem de karşınızdakini korur.

Mutlaka kullanılması gerekir. Bazen görüyorum kiminin burnu dışarıda, kimisi koluna takmış. Bunlara dikkat etmek lazım. N95’e ulaşmak zor, herkesin kullanması mümkün değil ama çok yüksek emniyet sağlıyor. Bunu herkes kullansın dersen fazla şey istemiş olurum.

Diğer maskeler bir kullanımlık. Burnumuzu ağzımızı açmadan maske kullanmamamız lazım. Ben yıkanan maskelere de sıcak bakmıyorum. Virüsler en küçük deliği bulur ve aradan sıyrılıp geçer. Her yıkamada kullandığımız maskelerden kullanmayacağız.

Bazı sentetik materyallerden yapılmış atkıları bazı durumlarda kullanabiliriz ama ilk fırsatla maskeyle değiştireceğiz. Vaka sayısında artışın olduğu bu günlerde herkesin ciddiyetle yaklaşması önemli.

PROF. DR. SİNAN SÖZEN: ŞEHİR HASTANELERİNİN HANTAL YAPISI İLE BU İŞİ ÇÖZEMEYECEĞİMİZİ GÖRMEMİZ LAZIM

2002’den beri, Türkiye sağlıkta bir politika değişikliği yaptı. Buna sağlıkta dönüşüm dedik. Bu sağlıkta dönüşüme karşı çıkarak bu günlere geldik. Sağlıkta dönüşümün yarattığı özel sektörün lokomotiflilğinde sağlık çalışanlarının kıskaçta kaldığı bir dönemde pandemiye girdik.

Bu süreçte önemli branşlarımızın desteği sayesinde, yönetime rağmen bu politikaları halka ve devlete rağmen bilim kurulu ve halkımıza anlatan bilim insanlarımız var.

Biz 2002’den beri raporlarımız ve söylemlerimizle bu dönüşüme karşı çıkmamızın nedeni buydu. Biz pandemiye hırpalanan bir sağlık sistemiyle girdik. Şiddete uğrayan bir meslek grubumuz var. Bu dönemde neyi çok iyi öğrendik.Kapattığımız numune hastanelerine muhtaç kaldık. Şehir hastanelerinin hantal yapısıyla bu işi çözemeyeceğimizi görmemiz lazım. Şehir hastaneleriyle bu işin koordine edildiği bir sağlık sistemine ihtiyacımız var.

“BİR KURUMUN İÇİNDE 5 KURUM VAR”

Sağlık sisteminin birinci basamağı olan koruyucu önleyici faaliyetleri kamu spotlarına bağladık. Aile hekimliği sistemine halkın güveni azalıyor. Aile sağlığı merkezlerine müracaat azalırken üniversite hastanelerine müracaat yüzde 400 arttı.

Biz sağlığımızı şehir hastanelerinin hantal yapısında arar hale geldik. Bu hantal yapının bir an önce revizyona ihtiyacı var. Bir kurumun içinde 5 kurum var. İvedilikle yapılması gereken şey, ikinci basamak hastanelerin mutlaka kurulması. Şehir hastanesinde acil yatması gereken yüzlerce hasta vardı. Mutlaka o şehir hastanelerinin 2. jenerasyonunu kurmalıyız.

Çalıştayın koronanın ekonomi üzerindeki etkilerine yönelik değerlendirmelerin yer aldığı panel ise, İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Cihan Paçacı moderatörlüğünde başladı.

DURMUŞ YILMAZ: ALBAYRAK EKONOMİ TOPARLANIYOR DEDİ, GÖSTERGELER FARKLI SÖYLÜYOR

Günlük yaşantımızda sürekli söylüyoruz işsizlik arttı, uçurumun kıyısındayız diye. Kötü yönetimin sonucunda işimizi, aşımızı kaybediyoruz ve bir nesil bu sorunlarla baş başa kalıyoruz.

  1. Dünya Savaşı bitti, 2. Dünya Savaşı bitti, İstiklal harbimiz bitti. Bu pandemi döneminden de çıkacağız. Tahribatın çok olmadığını söylüyorsanız olanların ciddiyetinin farkında değilsiniz demektir.

Kolay halledilir diyorsanız tahribatın ne kadar çok olduğunun farkında değilsiniz demektir. Asla ve asla enkaz kelimesini kullanmıyoruz akılcı ve rasyonel öneriler getiriyoruz.

Bu kriz 2001 ya da 2008 kriziyle ortaya çıkanlarla okumamızın anlamı yok. Bu kovid 19 ile ilgili olarak belirleyici olan şey tıp dünyasının bu olayla ilgili olarak ekonomik ve diğer yönetsel alanlarla ilgili yönetenlere ne tavsiyeler verdiğiyle alakalıdır.

Bu dönemin kısa süreceği, ekonomik bir kapanmaya gerek olmadığı tavsiyelerine yönelik kararlar alındı. Ekonomik kapanmayı önlemek için yardımlar yapılmalı, sorun kısa vadeli olacağı için krediyle çözümler arandı.

Sorunun ana kaynağı insanların borçlanmasından kaynaklı oluyor. Bu yeterli mi? Şu ana kadar görüyoruz ki bu yeterli değil. Ekonominin arz tarafına baktığımızda geçen hafta kapasite kullanımı oranı ve reel kesim güven endeksi açıklandı.

Ekonomi bakanı çıktı ekonomi toparlanıyor dedi. Ama talep tarafındaki hiçbir gösterge arz tarafındaki toparlanmaya yönelik gerçekleşmiyor.

“YÜKSEK FAİZLE ALINAN PARALAR MERKEZ BANKASI HESABINDA SEÇİM İÇİN TUTULUYOR”

Hükümet bir hayli para harcadı. Benim için bu sorunun üstesinden gelebilmesinin en önemli çıkış noktası, bu sorunun ciddi olduğunu, bunun diğer krizlerle kıyaslanamayacağını kabul edip ekonomik tedbirler planı yapmalıydı.

İşini aşını kaybedenlere doğrudan harcama yaptıracak, günlük hayatlarını idame ettirecek nakit ceplerine koymalıydı. Bunun bir finansmanı var. Başı, sonu, kim, neyi hedefleyen bir program yapıp bunların günlük yaşantılarını idame ettirebilecekleri finansman hazırlamak.

Merkez Bankası’nın bunu parasallaştırıp, hükümetin bunu bütçeyle ilişikilendirip şu önlemler alacağım diyerek toplumu rahatlatması gerekirdi ama bu olmadı.

Merkez Bankası bizim tahminlerimizin çok ötesinde parasal genişlemeye gitti. Bunu şeffaf bir şekilde yapmadı. İYİ Parti iktidara gelirse ilk 100 günde ne yapabileceğimizi belirlemek için ekonominin resmini çekmemiz lazım. Ama şu anda bu resmi göremiyoruz.

Şu anda Merkez Bankası’nda Hazine’nin hesabından 161 milyar lira nakit para var. Bu kadar paraya ihtiyaç olunan bir dönemde bu para neden bekliyor? Bu para seçim dönemlerinde artıyor. Bu, bir seçime hazırlıktır. Yüksek faizle aldığı paraları Merkez Bankası hesabında tutuyor.

İşsizlik fonundaki tahvillerin 70-80 milyar liralık karşılığı yine piyasalara enjekte edildi. Yapılanlar iktidarın kısa vadeli seçim stratejisine yönelik kararlar. Bu programı biz yapsaydık bu paranın ekonomideki toplam arzı teşvik edecek ve en az zararla atlatılacak tedbirlere yönelik yapardık.

Şu anda döviz üzerinde TL’nin üzerindeki baskıyı yaşıyoruz. Merkez Bankası aldığı tedbirlerle piyasaya doğru sinyaller vermiyor. Otomobil, konut almak isteyenlere uzun vadeli yatırım yapmak isteyenlere uzun vadeli sinyaller vermiyorlar.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: