SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi
Hilal Kaplan’dan pembe dizi: Filyasyon rüzgârı
Bu haber 03 Ekim 2020 - 10:34 'de eklendi ve 213 görüntülendi kez görüntülendi.

Hilal Kaplan, bugün ‘Gerçek hasta sayısı ne?’ başlıklı bir yazı yazdı. Konusunun ne olduğu başlıktan belli: Fahrettin Koca’nın vaka/hasta skandalıyla ilgili tepkiler ve “Türkiye’de Covid gerçeklerinin gizlendiği” konusunda savunulan görüşler.

Kaplan’ın yazısı üzerinde konuşmayı ya da yanıt verilmeyi hak etmiyor.

Ama bir yanlış listesi çıkartabiliriz. Her zaman yararı olacaktır.

PCR testi: Kim kaybetti ki biz bulalım?

Şöyle diyor:

“Covid dedektifleri” diye adlandırılan bu ekipler, bir hasta tespit edildiğinde onun evine, komşularına, iş yerine, velhasıl teması olduğu her yere gidip PCR testi yaparak olası bir halkayı tespit etmek için çaba sarf ediyorlardı.
Filyasyon ekiplerini böyle dramatize etmeye hiç gerek yok. Belirlenmiş kurallar ve algoritmalar var ve onlar da bunları uyguluyorlar. Ve uygulama Kaplan’ın söylediği gibi değil.

Yanlış 1:

Filyasyon ekipleri bir hasta tespit edildiğinde onun evine, iş yerine, her yere gitmiyorlar. Hasta tespit edildiğinde, örneğin PCR testi pozitif çıktığında evine gidiyorlar ve ona karantinada evinden ayrılmayacağını gösteren bir kağıt imzalatıyorlar ve yakın temaslı listesini alıyorlar. Burada da kendileri bir araştırma yapmıyorlar. Hastaya soruyorlar! O da “yakın temaslılarının” bir listesini veriyor.

Filyasyon ekiplerinin hastanın işyerine gitmesiyse hiç sözkonusu değil.

Yanlış 2:

Hastanın “velhasıl teması olduğu her yerde” PCR testi filan yapılmıyor. Hastanın evinde KİMSEDEN PCR testi için sürüntü alınmıyor. Örneğin o sırada hastanın eşi “bir şeyim yok ama madem ben de PCR testi yaptırmak istiyorum” derse bu isteği geri çevriliyor. Tabii tebeşür yutup öksürme taklitleri yapmazsa. Yani hastanın evinde onunla birlikte yaşayanlar, hastalanana kadar ücretsiz PCR testi filan yaptıramıyorlar. İsteseler de…

İşin aslı, hastanın filyasyon ekibine bildirdiği yakın temaslı listesindeki kişilere ulaşılıyor ve eğer bir belirti yoksa sadece karantinaya alındığı bildirilip bununla ilgili işlemler yapılıyor. Artık bunlar da kapıdan değil pencereden yapılıyor!

Şöyle diyor:

Türkiye’de yapılan rutin testlerin dünyanın büyük çoğunluğundan ayrıldığı bir diğer nokta ise askere gideceklere, cezaevlerindekilere, yurt dışından gelenlere, spor müsabakalarına dahil olan herkese ve organize sanayii bölgeleri veya Meclis gibi insan dolaşımının yoğun olduğu yerlerde düzenli tarama çalışmalarının yapılıyor olmasıdır.
Hokkabazlık 1:

Kaplan’ın söylediklerine bakan birisi örneğin Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan bir işçinin PCR testinin kolayca yapıldığı sonucuna varabilir. Öyle olmuyor. Bazı işyerleri zaman zaman çalışanlarına PCR testi yaptırıyor. İşçiler istediği için değil, kendileri buna ihtiyaç duydukları için. Fakat daha önemlisi bu tür “siparişle” yapılan PCR testleri sıklıkla özel hastanelerde yapılıyor ve hastaneyle sonuçları sadece işyeriyle paylaşması ve merkezi sisteme bildirmemesi konusunda anlaşılıyor. Bir işyerinde Covid-19 hastası ortaya çıktığında, o işyerinde çalışanlara PCR testi yapılmıyor. Hastanın yakın temaslıları saptanıyor evlerine gönderiliyor. Yine PCR testi yapılmadan. Ateşi çıkana, solunum sorunları yaşayana, yani zaten hasta olana kadar.

Ve sonra şöyle diyor:

Avrupa’da semptom gösterenlere bile akciğerinde sorun yoksa test yapılmazken, Türkiye’de ise hastaların çevresine bile test yapılıyorken, bu kişiler içindeki asemptomatikler bir tablet bile alıp tedavi olmalarına gerek kalmayan kişilerken, Türkiye bunları neden hasta sayıları içinde göstersin?
Yanlış 3:

Tekrar: Hastaların çevresine test yapılmıyor! Yakın temaslı listesinde yer alan kişiler, PCR testi talep ederlerse olumsuz yanıt alıyorlar. Kendileri de “semptomları” göstermeye başlayana kadar…

Şüphe!

Ve şöyle diyor:

Örneğin Fransa’da grip benzeri ama koronavirüsle de ortak belirtiler gösterip hastaneyi aradığınızda aldığınız cevap, “solunum sıkıntınız yoksa, hastaneye gelmeyin”dir. Türkiye’de ise şüphelenen herkesten hastaneye gelip ücretsiz test yaptırması isteniyor.
Yanlış 4:

“Şüphelenen” birisine hastaneye git denilmiyor. Fransa’da olduğundan çok farklı olmayan bir şekilde sorular soruluyor, örneğin solunum sıkıntısı olduğu anlaşılırsa hastaneye gidin deniliyor!

Peki “şüphelenen” birisi yine de hastaneye giderse ne oluyor?

Şüphelenen birisi hastaneye gidip ücretsiz test yaptırmak istediğinde ateşi ölçülüyor, bir temas öyküsü olup olmadığı soruluyor ve bazı belirtileri gösterip göstermediğine bakılıyor.

“Şüphelenmek” PCR testi için yeterli olmuyor, hatta şüphelenip hastaneye gelmek de yeterli olmuyor.

“Doktor olur sana test yapalım demezse yapılamıyor” da değil söylediğimiz. Hekim, sisteme belirli koşulların sağlandığını gösteren bilgiyi girmezse zaten o kişi için PCR testi kaydı dahi oluşturulamıyor.

Aksi gerekir mi? Elbette gerekir. “PCR testi yapılmasını istiyorum, bulaşmış olması ihtimalinden korkuyorum” diyen birisine test yapılabilmesi gerekir.

Ama sorumuz bu değil zaten, “şüphelenip hastaneye giden herkese” PCR testi yapılmıyor. Geri çevriliyor, reddediliyor. Bunu da muhtemelen TTB üyesi olan hekim yapmıyor, sistem izin vermiyor.

Hatta pek çok örnekte hekimler PCR testini yapabilmek için sisteme uydurdukları belirtileri giriyorlar.

Ve şöyle diyor:

Türk Tabipleri Birliği gibi odaklar ise asemptomatik taşıyıcıları diğer ülkelerden farklı olarak filyasyon ve tarama yaptığı için âdeta Türkiye’nin cezalandırılmasını istiyor.

Yanlış 5:

Filyasyon için “belirti” (semptom) koşulu koyan hiçbir ülke yok dünyada! Kaplan’ın “Asemptomatik taşıyıcı” terimini kullandığı PCR testi pozitif çıktığı halde semptomları göstermeyen kişileri filyasyon dışında tutan, onları karantinaya almayan, yakın temaslılarını takibe almayan bir ülke yok!

Belirti göstermediği için ücretsiz PCR testi yaptırmasına izin vermeyen, çevresinde, işyerinde ya da mahallesinde Covid-19 teşhisi konulmuş birisi olduğu için hastaneye gelip PCR testi yaptırmak isteyenlerin hekim tarafından değil sistem tarafından geri yollandığı bir ülke var ama: Bizim ülkemiz.

Şöyle diyiveriyor:

Buradan kalkıp hasta sayılarının gizlendiğini söylemek büyük bir çarpıtmadır.

Hokkabazlık 2:

Hasta sayılarının gizlendiğini söylemek için binbir tane neden var. Bu konuda bir kısmı matematiksel kesinlik taşıyan iddialar var. “Tüm ülke için açıklanan günlük vaka sayısına yakın vaka bizim kentimizde görüldü bugün” diyerek kuşku belirtenler var. İşin aslı, adını ne koyarsanız koyun, vaka, hasta her neyse… Bu başlıkta bakanlığın açıkladığı sayıların gerçekleri yansıttığına inanan da yok!

Bilinçli yanlışlara sadece siyasette, medya dünyasında ya da habercilikte değil her yerde yalan deniyor.

Mesela çocuğunuza “senin bugün okulun yok muydu” diye sorduğunuzda “yok” diyorsa, “yanlış biliyorsun bugün okulun var” demiyorsunuz. “Yalan söyleme” diyorsunuz. Hilal Kaplan’ı bilmem ama biz “bu çocuk yalan söylemeyi nerden öğrendi, nerden çıktı şimdi bu” diye içimizden geçiriyoruz.

Bu kadar çok yanlışa toplu halde “yalan” deniliyor.

Halka yalan söylemek suç oluyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: