SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi
Kılıçdaroğlu: Trump yapacaksın derse, Erdoğan mecburen yapar
Bu haber 10 Ekim 2020 - 9:59 'de eklendi ve 34 görüntülendi kez görüntülendi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, KRT ve Yön Radyo ortak yayınında gazeteciler; İnan Demirel, Akif Beki ve Yavuz Oğhan’ın sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye flaş bir çağrıda bulundu. Kılıçdaroğlu, “Aç olan binlerce çocuk, çöp konteynerlerinden geçinen binlerce insan var. Ülke yönetilmiyor. Bu ülkenin kurtuluşu bir an önce seçime gitmektir. Bunu kime söylüyorum? Sayın Bahçeli’ye söylüyorum. Bu ülkeyi seviyorsan çık kardeşim yarın sabah de ki ‘Yeter artık’… Türkiye’yi seçime götür. Sorumluluk sahibi insanlar bu ülkeyi yönetirler” dedi.

Kılıçdaroğlu yarın seçim olacakmış gibi tüm hazırlıkları yaptıklarını söyledi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları:

2019’da bir Bilim Kurulu oluşturulmuştu, Sağlık Bakanlığı’nın bir yayını da vardı, pandemi dolayısıyla alınacak önlemleri içeren bir kitap basılmıştı.
Normalde bu tür olaylar için bir kurul varsa, akademik ve bilimsel kurulsa, kurul değerlendirme yapar, sözcü de kamuoyuna açıklama yapar. Toplum da bu açıklamalardan tatmin olur.
Açıklamaları sayın Bakan yaptı, hepimiz bilgileri doğru paylaştığı için teşekkür ettik. Fakat bir süre sonra açıklanan rakamlar doğru değil diye bir bilgiye ulaştık. Belediyelerden, defnedilen cenazeler için rakam aldık, o rakamlar da bakan beyin açıkladığı rakamlarla aynı değildi.
Ben bir Milletvekili arkadaşımı Sağlık Bakanı ile konuşması için görevlendirdim, bizdeki rakamlarla sayın bakanın açıkladığı rakamların aynı olmadığını iletmesini istedim. Başka bir şey yapmadık. Bize ısrarla ‘Belediyelerden siz rakamları açıklayın’ dendiği zaman, “Bu rakamları açıklaması gereken kurum bakanlıktır, bir Tabipler Birliği var” dedik.
Tabipler Birliği rakamları açıklamayı başlayınca inanılmaz bir tepkiyle karşılaştı. En sonunda rakamlar, hasta sayısı, vaka sayısı derken doğruların söylenmediği çıktı ortaya.
Hiç sayı açıklanmazsa, ‘Vaka sayılarını açıklamak toplumda moral bozukluğuna yol açabilir’ dersiniz, bunu anlarız. ‘Türkiye’nin menfaati için yalan söylüyoruz’ derseniz, ülkenin saygınlığına gölge düşürürsünüz. Devlet dediğiniz aygıtın doğruları söylemesi lazım.
Bilim Kurulu gerçekleri biliyor ama sözcü konumundaki sayın Bakan, Erdoğan’ın talimatı gereği yanlış bilgi aktarıyor. Eğer bir Bakan, sağlıkla ilgili bilgileri açıklıyor ve lafa da ‘Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda’ diye başlıyorsa, balık baştan kokmuş demektir.
Türkiye’nin saygınlığını korumak zorundayız, devletin toplumu doğru bilgilendirmesi lazım.

Başlangıçta zaten çalışıyorduk fakat bir süre sonra sokağa çıkma yasağı ile birlikte bizde de personel evindeydi, görüşme oluyorsa telefonma görüşme sağlıyorduk. MYK toplantılarımızı, Parti Meclisi toplantılarımızı online gerçekleştirdik. Bazı arkadaşlarımızda virüs çıkınca onlar kendilerini karantinaya aldılar. Faik Öztrak, İzmir’de bir toplantıdan sonra pozitif çıktı, orada kaldı. İstanbul’daki arkadaşlar İstanbul’da kaldılar. Bir iki personelimizde de çıktı, onların da tedavileri yapıldı. Şu anda herhangi bir sorun yok.

Belli aralıklarla test yaptırıyoruz. Bana bulaşırsa, benim de başkasına virüsü bulaştırmama sorumluluğum var, dikkat ediyoruz. Kent dışına çıktığımızda uçağı tercih etmiyoruz, karayolunu tercih ediyoruz.

ERDOĞAN İLE CANLI YAYINA ÇIKMA

Cumhurbaşkanı ile bir tartışma ortamımız olursa, zoom üzerinden de, stüdyoda da olur. Ben Trump kadar cesur olacağını düşünmüyorum. Ama Trump yapacaksın derse, Erdoğan mecburen yapar.

MUHİTTİN BÖCEK’İN DURUMU

Hocalardan düzenli olarak bilgi alıyorum. Makineye bağlı, akciğerde sorun var. Umarız iyileşir. Durumunun kritik olduğu ifade ediliyor, doktorlar her türlü çabayı gösteriyorlar. Özel hastanedeydi, üniversite hastanesine geçti.

EĞİLME TARTIŞMASI

Fotoğrafı görmüyorlar mı, Emir nerede, o nerede? Göz varsa, objektif olarak bakarlar ve görürler.
İki taraf da oturup selamlama yapabilir. Öbür tarafta hiç böyle bir şey yok, sadece Erdoğan’da var. Kendine özgü selamı olabilir. Ama siz devleti temsil ediyorsunuz. Saygı gösterilebilir, önünüzü iliklersiniz. Diplomasinin kuralları vardır. Katar’a para aramaya gidiyorsunuz zaten.

Bir ülkenin Devlet Başkanı bu pozisyonda olmamalı. Saygısızlık yapsın demiyorum ama bu saygının sınırlarını aşan bir davranış türü. Biraz ezik. Bir şeyler talep etmeye gelen, o talebin kabul edilmesini isteyen ruh halini görüyorsunuz o fotoğrafta. Gidecek başka yeri yok çünkü. Oraya para almaya gidiyorsunuz. Adam verir mi, vermez mi bilmiyorum. Rusya’ya, Amerika’ya, Azerbaycan’a gidersiniz anlarım ama Katar’a niye gidersiniz, anlamıyorum.

TÜRKİYE’NİN İTİBARI ERDOĞAN DÖNEMİNDE YERLERE DÜŞMÜŞTÜR

Bir Devlet Başkanı ‘Papazı derhal serbest bırakacaksın’ dediğinde, serbest bırakıyorsan, bu yerlerde sürünmektir. Bir telefona bile ‘Derhal toplanıyorsunuz, serbest bırakıyorsunuz’ cümlesiyle hakimi, valisi, uçağı herkes seferber oluyorsa, eğilmek ne ki, bu yerlerde sürünmektir.
Deniz Yücel için bir gecede iddianame hazırlıyorsunuz, ertesi gün mahkemeye çıkarıyorsunuz, sonra devletin koruması altında uçağa bindiriyorsunuz, Almanya’ya gönderiyorsunuz. Bu eğilmek değil, yerlerde sürünmektir. Türkiye’nin itibarı Erdoğan döneminde yerlere düşmüştür.

Bu eğilme tartışması değil, fotoğraftaki ruh hali beni rahatsız etti. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın teslim olmuş hali beni rahatsız etti. Karşıdaki kişinin hiç umurunda bile değil. Kolundan çekiyor hatta, bırak bunları der gibi. Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten bir kişinin bu pozisyona düşmemesi gerek. Mitingde açıklama yapıyor… Bırak şimdi bunları. Papazı teslim ettin. Aptal olma diye mektup yazan adamın yanına gittin.

Devletlerde bir mütekabiliyet diye bir kural vardır. Size ne yaparlarsa aynı cevabı verirsiniz. Amerika’da Rus Büyükelçi’nin arabasına ceza yazıldıysa, Moskova’da da Amerikalıya ceza yazılır. İçerde vatan, millet, gidiyorsunuz ama dışarıda ne yaptığınız ortada.
‘Mektubu beraberimde götüreceğim’ diyor. Niye? O sana hangi yolla gönderdiyse, o yolla göndereceksin. ‘Mektubu sayın Trump’a takdim ettim’ diyor. Takdim etmek bir üst makama ulaştırmaktır. Devletin kuralı böyledir. Sen Milli Kurtuluş Mücadelesi vermiş bir devleti temsil ediyorsun. Yakıştı mı Türkiye Cumhuriyeti’ne?

Operasyon biraz daha ilerleyecekti, ‘Bak mal varlığını inceleyeceğiz’ dediler, ne oldu? Yaptı mı? Yapmadı. Bir parmak bal, tamam dediler, otur oturduğun yerde, yoksa senin malvarlığını inceleyeceğiz dediler. Oturdu.
‘Ben malvarlığımı vatandaşlarıma açıkladım, araştırmazsanız namertsiniz’ deseydi, tebrik ederdim.

O fotoğraf aslında bütün bu tartışmaları güncelleyen bir fotoğraf oldu. Benim içime sinmedi.

BU ÜLKEDE HİÇ KİMSE KENDİSİNİ TÜRKİYE’NİN YERİNE KOYMAZ

Partinin Genel Başkanı değil mi? Benim de o Genel Başkanı yurtdışındaki davranışından dolayı eleştirme hakkım var. Erdoğan Türkiye, biz de Türkiye’nin dışındayız öyle mi? Ak Parti’yi Türkiye, kendileri dışındakileri de Türkiye dışındaki oluşumlar olarak görüyorlar. Bu ülkede hiç kimse kendini Türkiye’nin yerine koyamaz
Türkiye hepimizin ortak çatısıdır. İçeride oturur tartışırız. Benim her söylediğim Türkiye’nin çıkarları içindir. Siyaseten geleceğim, asacağım, keseceğim, öldüreceğim değil. Bu ülkenin birlikte yaşamaya, farklılıkları zenginlik kabul etmeye ihtiyacı var. Türkiye’nin sınırları bellidir. Yurtdışındaki vatandaşlarımızı da katarak, hep beraber Türkiye’yiz.
Birileri Türkiye’yi yönetiyor, halk yetki verdi. Ama Türkiye’yi yanlış yönetiyor diyoruz.

İKTİDARI SEÇİM İLE GÖNDERECEĞİZ

Bizim açımızdan sorun yok ama onlar için var. Bunlar gidecekler. Türkiye’yi bu hale getirdiler, yazık, günah. İktidarı seçim ile göndereceğiz.

Sorunları anlatmadığımız zaman Türkiye çok daha kötüye gider. Bizim görevimiz doğruları söylemektir. Yanlışımız varsa, özür dileriz. Söylediğimiz rakamlar, kullandığımız cümleler özenle seçiliyor.
Siz vatandaşa yanlış bilgi veriyorsunuz. Pandemide yalan söylüyorsunuz. Türkiye şaha kalktı diyorsunuz, dışarıya yalvar yakar koşup para arıyorsunuz.
‘Maaşı dolarla mı alıyorsunuz’ diyor devleti yöneten adam. İçeride borçlanıyorsun, dolarla. Biz de ‘Biz yerli ve milliyiz’ diyorlar. Biz de ‘Hayır, siz ne yerli, ne de millisiniz’ diyoruz.
Vatandaş devleti yönetene güvenmiyor, güvenmediği için de ‘dolar üzerinden borçlanayım’ diyorsunuz. Bu mudur milliyetçilik?
Saray üzerinden milliyetçilik bekçiliği yapan arkadaş da ‘aferin’ diyor.

KİM ALDI BU 120 MİLYAR DOLARI?

Şu anda Türkiye bankalarındaki tasarruf mevduatının yarısından fazlası dolar. TL’ye güvenmiyor insanlar. 120 milyar dolar para sattılar, dolar 7 lirayı aşmasın diye. Kim aldı bu 120 milyar doları? Manav, kasap, simitçi almadı. Kim aldı?

İktidar destekçileri yapıyorlar bunu. Vatandaşta para yok, para onlarda. Dolar lobileri diyebiliriz. Bunların yurtdışı uzantıları da var. Londra’da da bir avuç tefeciye dünyanın parasını veriyorsunuz.
Reel sektörün şu anda borcu, üretim yapan, istihdam sağlayan sanayicinin borcu 162 milyar dolar. Son iki ayda dolar 66 kuruş arttı. 66 kuruşluk artışın reel sektöre maliyeti 107 milyar lira.

DOLAR ARTTIKÇA FİYATLAR ARTIYOR

Şöyle bir sorunumuz var; sanayimizin büyük kısmı ithalata bağlı. Dışarıdan gelmeden içeride üretemiyoruz.
Dolayısıyla dolar arttıkça fiyatlar artıyor.
Olayın tanığı olduktan sonra gerçeği görüyor ekonomiyi yönetenler. Kararı veriyor ama sonucunun ne olacağını bilmiyor. Deneme – sınama yöntemiyle ekonomiyi yönetiyorlar.
Bilen insanlar uyarıyorlar, ‘hayır, deneyeceğiz, faizi indirdik’ diyorlar. Bir bakıyorlar olmadı. ‘Yanlış yaptık, faizi yükseltiyoruz’ diyorlar. Devlet yönetilmiyor, Türkiye savruluyor.

KRİZ BUHRANA DÖNÜŞTÜ

Bilim var, akıl var, bilgi var. Bu konuylarda uzman olanlara yetkiyi verirsiniz, sorun çözülür.
Pandemi sürecine girdikten sonra, iktidara doğduran eleştiri yapmamaya özen gösterdim. 2018 yılında, ekonomik krizin başında İstanbul’da bir toplantı yaptım. 13 madde halinde önerilerde bulundum. Merkez Bankası’nı söyledim, devlette savurganlığı engelleyin dedim, bağımsızlığa özen gösterin dedim. Dolar bazında verdiğiniz ihalelerden vazgeçin dedim. Bir krizin başındaydık ve bu giderek büyüyecekti, bize düşen görev de eleştirmek yerine öneri getirmekti. Öyle bir eleştiri yaptılar ki, sanki biz terörü teşvik ediyormuşuz gibi.
Arkasından kriz buhrana dönüştü, bugünki duruma geldik.

Bir buhran yaşıyoruz, buhranı nasıl aşarız diye 18 maddelik öneriler açıkladım. Bu maddelere hiçbir eleştiri gelmedi, demek ki dinliyorlar. Ama söylediklerimizin hiçbiri yapılmadı.
Birinci madde olarak dedim ki, ekonomik buhranı kim yaşıyor, esnaf, sanayici, tüccar, çiftçi, emekçi, emekli… Siz bir çözüm arayacaksınız, önce buhranı yaşayanların temsilcilerini çağırın ve dinleyin. Ekonomik ve Sosyal Konseyi çağırın, oturun, konuşun. Bir dönem kanunda yazardı, 3 ayda bir toplanır diye. En son 5 şubat 2009’da toplandı.
Çünkü Saray diyor ki, “Ben bilirim” kardeşim. O kadar sorunlardan uzaklar ki, birileri öneri getiriyor, o öneriyi kendi aralarında bile tartışmıyorlar.

İLKOKUL ÇOCUĞUNUN SAĞDUYUSUNDAN UZAKLAR

Pandemi sürecinde dediler ki, uçaktaki vergiyi düşürüyorum, arkasından uçakla seyahat yasaklandı. Devlet yönetmek bu kadar sıradan bir şey midir? Devleti yönetenlerin etrafında bir sürü adam var, ilkokul çocuğunun sağduyusundan uzaklar.
Muhalefet önerdi diye tersini yapacaksanız, söyleyin biz öneriyi resmi açıklamak yerine yazılı gönderelim.

TOPLU İĞNE UCU KADAR BİR ŞEY BULAMADILAR

Okmeydanı hastanesi o çekimler yapıldığında onarımdaydı.
Benim Genel Müdürlük yaptığım dönemim iğneden ipliğe onlarca denetim elemanı tarafından denetlendi. Hiçbir şey bulamadılar. Toplu iğne ucu kadar bir şey bulamadılar, bulamazlar da zaten.
Ben bir bürokratım. Kişinin emeklilik yaşı kaç? Ben ‘sana emekli aylığı veremem’ diyebilir miyim? Erken yaşta emeklilik doğru değildi, bunu dönemin bakanına söyledim. Ne oldu? Geldiler ve emeklilik yaşını 65’e çıkardılar. Prim ödeme gün sayısı 9 bin güne çıktı. Onlarca karar alındı ama açık giderek büyüdü. Neden? Genel Müdürdüm; Başbakan değilim, Bakan değilim, çıkan yasaya uygun uygulama yaptım. Her kuruşun hesabını verdim. Ama bunlar SGK’nın açığını açıklamıyorlar. Zorundalar ama açıklamıyorlar. Soru önergesi veriyorsunuz, ona da cevap vermiyorlar. Onun da yaptırımı yok.

Ahıska Türkleri Derneği Başkanı kaza yaptı, devlet hastanesine kaldırıldı, malzeme olmadığı için tedavi edilemedi, ben arandım, oradan aldık özel hastaneye kaldırdık, tedavi edildi. İki günlük olay bu.
Benim dönemimde böyle bir şey olmadı, bunu söyleyeyim.

Sağlıkta, hastanelerin birleştirilmesi doğruydu. Bir de tüm sosyal güvenlik kuruluşlarının tek çatı altında birleştirilmesi doğruydu. Geldiler, gerçekleştirdiler, karşı çıkmadık. Biz sadece hastenelerin mülkiyeti işçilere aittir, onları kamulaştırıyorsunuz parasını sendikaya ve işçilere ödemeniz lazım demiştik. Doğruya doğru, eğriye eğri diyeceğiz.

BOĞAZIMDAN AŞAĞI HARAM LOKMA GEÇMEZ

Herkes şunu gayet iyi biliyor ki, boğazımdan aşağıya haram lokma inmez. Beş kuruşun hesabını veririm. Ama bunlar milyarların hesabını veremezler. Aramızdaki ahlaki fark budur.

TUİK mucizeler yaratıyor. Eğer yalan söylemeye başladıysanız, bunu her alanda sürdürürsünüz. Pandemide başladı da, TUİK doğruyu mu söylüyor? Vatandaş alışverişe giderken görüyor. Hatta diyorlar ki, “TUİK bu rakamları nereden alıyorsa, biz de gidip oradan alışveriş yapalım”…
Eşim alışveriş yapıyor, bir yazar kasa fişi veriliyor, aynı mağazadan aldığımız ürünleri bir önceki ayla kıyaslıyor ve görüyoruz.

PROGRAMIN İLK BÖLÜMÜ

 

HDP OPERASYONLARI

Birinci soru şu; neden 6 yıl beklediniz? Hangi gerekçeyle? Kobani olaylarından sonra Dolmabahçe’de niye oturdunuz? Sandalyelere bile Erdoğan karar vermişti. Neden onlarla ilgili bir şey yapmıyorsunuz?
Efendim, bir gecede iddianame hazırlanmazmış. Papazınkini bir gecede hazırladınız.
Kars Belediye Başkanı aynı olaydan ötürü tutuklanmış, mahkeme çıkmış, AİHM hak ihlali var demiş ama aynı adamı aynı davadan tutukluyorsunuz.

BU ADAM PKK’LI İSE NASIL TBMM’Yİ YÖNETTİRİRSİN

Biz de, HDP de, İYİ Parti de ayrı partiyiz. Görüşlerimiz farklı olabilir ama hepimizin birleştiği alan demokrasi. Seçime giriyoruz. HDP’ye ‘PKK’ diyor havuz medyası. HDP’nin Meclis Başkanvekili Meclisi yönetiyor. Biz, ‘utanmıyor musunuz’ demeyecek miyiz? Bu kadar ucuz bir devlet yönetimi ve siyasal bakış açısı olamaz. Varsa orada bir PKK’lı, belgesini alırsın, mahkemeye verirsin. ‘Bu adam PKK’lı’ dersen, bu adam PKK’lı ise sen TBMM’yi nasıl bir PKK’lıya yönettiriyorsun diye sorarım.

Sayın Sancar da ‘Bizim PKK ile bir ilgimiz yok’ dedi. 6.5 milyon oy alıyor, PKK’lı mı ilan edeceğiz bu insanları?
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek görevden alındığında da yanlış yapıyorsunuz dedim. Bursa, Balıkesir Belediye Başkanları için de geçerli bu. Bizi eleştirenler, kendilerini dindar sayıyorlar. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytansa, ben haksızlıklara karşı mücadele ediyorsam, sen misin dindar, ben miyim?
Sabahın köründe evini basıyorsun. Niye? Kaçacak yeri yok. Savcı çağırır, ifadesini alır. İntikam alır gibi kişileri hapiste tutmaya ne hakkınız var?

İNTİKAM ALACAĞIZ DİYORLAR

Osman Kavala bir küsur yıldır hapiste. ‘Efendim, o kesinlikle dışarı çıkmayacak’ diyorlar. Niye? İntikam alacağız diyorlar.

Bunu söyleyen kişi de yargıyı yönlendiren, yargıya talimat veren kişi. Osman Kavala niye tutulur içeride?

“HER YOLU MÜBAH GÖRMEYE BAŞLADILAR”

İktidarda kalmak için her türlü yolu mübah olarak görmeye başladılar. O zaman Türkiye’de demokrasimizde sorun var. Belki bizde de kabahat var, iyi anlatamamış olabiliriz. Ama bunların hepsini söyledik, söylemeye devam ettik.

Kişi başına gelirin az da olsa yükseldiği bir ortamda, siz ne kadar doğruları söyleseniz de halka anlatmakta zorluk çekersiniz. Ne zaman vatandaş sorgulamaya başlıyor? Geliri düştüğü zaman ne oluyor diyor. Bizim insanımıza özgü değil, dünyanın her yerinde böyle. Demokrasi hava gibidir. Teneffüs ederiz ama görmeyiz. Herkes düşüncesini özgür söylerken kimsenin sorunu olmaz. Ama ‘bir dakika şunu yapmayacaksın’ dendiği anda ‘Nerede demokrasi’ diye sormaya başlıyor insanlar.

SANDIK BAŞINDA ARKADAŞLARIMIZ BIÇAKLANDI

İktidarın ‘havuz medyası’ dediğimiz bir medyası var, devlet bürokrasisi var. Vali, Kaymakam doğrudan seçime müdahale ediyor. Şanlıurfa’da referandum sırasında arkadaşlarımız bir ilçede sandığa müdahale edildiğini söylediler, bu arkadaşlarımız bıçaklandı. Emniyet, ‘sizin güvenliğinizi sağlayamayız’ dedi. Ne için? Erdoğan’ın talebi doğrultusunda o sandıktan istenen oylar çıksın diye.
Bu bizim için bir umutsuzluk değil. Bedeli ne olursa olsun bu ülkeye huzur gelecek, barış gelecek, herkesin karnı doyacak. Bu ülkede kim kendini sahipsiz hissediyorsa yanlarındayız. 1 milyona yakın apartman görevlisinin, taşeron işçisinin, muhtarın sorununu biz gündeme getiriyoruz. Bu ülkede kimse sahipsiz değil.

ASKERİ ÖĞRENCİLER BOŞUNA HAPİSTE YATIYOR

Askeri öğrenciler boşu boşuna hapiste yatıyorlar. Darbecilerin sorumluluğunu getirip öğrencilere yıktılar. Komutan talimat verir, siz de yaparsınız. Üstün emrine ast itiraz edemez, yapamaz bunu. Askerlikte karşıda mitralyöz sizi tarıyor, komutan emir veriyor, ölür müyüm kalır mıyım diye bakmayıp yürüyorsunuz. Komutan bindirmiş çocukları otobüse, götürmüş. Siz de bunların yakalayıp hapsetmişsiniz. Aileler perişan. Niye perişanlar biliyor musunuz? Erdoğan’ın avukatlarını tutacak paraları yok da, ondan. Vicdan varsa, bu öğrenciler serbest bırakılır.

VEYSEL AMCAYA ÖZEL TEŞEKKÜR

Adalet Yürüyüşü’nde Veysel amca vardı, elinde Türk bayrağı ile o kadar yolu yürüdü. Bu baba evlat sevgisi, vatan sevgisi, bayrak sevgisi ile yürüdü. Takdir ettim. Adalet Mitingi’nde özellikle teşekkür ettim.

MİLLET İTTİFAKI

HDP tutuklamaları ile özel bir arayışları var, CHP ve İYİ Parti’yi zorda bırakır mıyız diye özellikle yaptılar. Partilerin ayrı görüşleri vardır, programları ayrıdır. Biz AB’ye başka bakarız, onlar başka bakarlar. Ama bu ülkede demokrasi ise, birlikte bakarız.
Bizi ayrıştırmayı başaramazlar. Bu ülkeyi gerçekten de yönetenler ne yaparlarsa yapsınlar sevenlerin sayısı çok fazla. Bir arada yaşamak istiyoruz. Siyaset farklılıkları zenginlik görürse, her şeyin üstesinden geliriz.

ABD’de teknoloji konusunda çalışan büyük firmalar, üniversitelerin son sınıflarında en uçuk düşünceye sahip olan öğrencileri alırlar, her türlü imkanı sağlarlar. Gerçekleşirse büyürler, gerçekleşmezse ‘kusura bakma’ derler.

ERKEN SEÇİM AÇIKLAMASI

Fezlekeler gelir, görmeden bir şey söyleyemeyiz. Arkadaşlarımız bakarlar, doğru mudur, yanlış mıdır, bakılır, ona göre karar verilir. Dokunulmazlıklar kaldırıldıktan sonra Milletvekili sayısı düşerse bir ara seçim olur mu, kaçınılmaz olursa olur. Belki hükümet bir erken seçim bile yapabilir.

Zaten biz seçime hazırız. Diyelim ki zorladık. MHP ve AKP de gitmiyoruz dediler. Kim karar alacak? Parlamentodan bu karar çıkmadan nasıl yapacağız? Gerçekleri görmeden, söylemle sonuç elde edilirse, söylemde bulunalım. Yarın seçime gidilecekmiş gibi bütün hazırlıklarımızı yapıyoruz. Seçimde açıklayacağımız projeleri bile hazırladık. Çünkü her an olabilir. Bunlar taşıyamayacaklarını görüyorlar, biliyorlar. Bu piyasa, bu yönetim tarzı milyonları açlığa mahkum edecek.

TÜİK RAKAMLARI NEDEN DÜŞÜK GÖSTERİYOR

Bunlar Türkiye’yi taşıyamazlar. İki ayda dolar 66 kuruş arttı, reel sektörün üzerindeki yük 107 milyar lira. Bu fatura kime çıkacak? Bu toplum, bunu ne kadar kaldırır?
Konteynerlerden, pazar artıklarından beslenen 100 binler var. ‘Hayatımın yarısını al, Tayyip’e ver’ diyen Hatay’daki yaşlı kadın ‘Yeter artık, bunun gitmesi gerek’ diyor.

TÜİK rakamları niye düşük gösteriyor? Emekliye, memura nasıl daha az aylık veririm diye. Bunu emekli bilmiyor mu? Bunu memur bilmiyor mu?

BUHRANDAN ÇIKIŞ YOLU

Kurufasülyenin fiyatı %36 artmış. Siz diyorsunuz ki, %11. Değişecek bu. Buhrandan çıkış yolu, biz iktidar olduğumuzda neleri yapacağımızın yoludur. Üretime destek vereceksiniz, rantın önünü keseceksiniz. Devleti soyan düzeni değiştireceksiniz. Devletin kiracı olduğu ve dolar bazında ihale edilen bütün kurumları alacağız ve kamulaştıracağız. Önce maliyetini çıkaracağız. Bu köprüyü kaça yaptın kardeşim? Ben bilmiyorum, halk da bilmiyor. 5 liraya mı yaptın, sana %25 zam yaptım, al, bundan sonra bu köprü devlete aittir diyeceğiz.
Oradan elde ettiğimiz parayla göreceksiniz ki, devlet ne kadar güzel yönetiliyor. Her kuruşun hesabı verilecek.

Ankara Şehir Hastanesi kaç paraya yapıldı, kimse bilmiyor. Niye bilmiyor? Parayı ben veriyorum, halk veriyor.

Parasını ben ödeyeceğim, kaça yaptığını söylemiyorlar. 1 liralık işi 50 liraya yaptılar, üzerine kar payı koydular. Yoksulun, garibanın boğazından alıp beylere verdiler.
Niye fiyatları indirin demiyorlar? Beyler fiyatları neden indirmiyor? Yoksa onlar da mı ortak?

Bu süreçte, ekonomik buhran sürecinde en ciddi sıkıntıyı esnaf çekti. Hizmet sektörü… Okul kantininde diyor ki adam, okulu kapattınız, malı aldım rafa koydum, süresi geçti. Bunu ben çocuğa satamayacağım, bari benden kira almayın. Hayır, kirayı da alacağım senden diyor, kiraya da yüzde yüz zam yapıyor.

Sosyal devletin ne olduğunu da, zenginin yanında olan, dolar üzerinden garanti alanların sosyal devletle alakadar olmadıklarını anlatacağız.

ANKET AÇIKLAMASI: OYLARIMIZ ARTIYOR

Aşırı kutuplaşmış bir toplumda insanların oy verdikleri partileri değiştirmeleri kolay olmuyor. Ama ne zaman ki, iktidar partisinin kendisini ezdiğini, kendisinin çıkarları lehine karar almadığını görürse kararını değiştirir. Bunun için de zaman dilimine ihtiyaç var.

Bizim oyumuz düşmedi, artıyor. Beklediğimiz ölçüde artmıyor. Bir kararsız grup var, bu grup doğal olarak siyaset kurumunu ve iktidarı sorguluyor. Bizim beklediğimiz de vatandaşın sorgulaması ve düşünmesidir.
Hepimiz oturup düşüneceğiz; memleket bu hale niye geldi, nerede yanlış yaptık? Gazete okuyacağız, internete gireceğiz, bunlar doğru mu söylüyor diye sorgulayacağız. Ben bunu çok önemsiyorum. CHP de sorgulanacak doğal olarak. Ve biz çok eminim ki, ilk yapılacak seçimde Türkiye demokrasisini güçlendiren, böyle bir siyasi iradeyi iktidara getiren bir ülke olacağız. Bizim tarihimizde ilk kez bir otoriter rejimi demokratik yollarla iktidardan indireceğiz.
Aslında yerel seçimlerde biz dünya siyaset tarihine bir şey armağan ettik. Nedir o? Çok farklı yelpazedeki siyasi partiler, bir dikta yönetimine, otoriter yönetime karşı ‘Biz buradayız ve buna izin vermeyeceğiz’ dedi.
Ak Parti’de Milletvekilliği yapmış, şu anda Fransa’da hocalık yapan bir arkadaşımız görüşmek istedi. ‘Siz ne yaptığınızın, dünya siyaseti için ne kadar önemli bir iş yaptığınızın farkında mısınız? Ben bunu anlatmak için geldim. Siyaset tarihinde bir şey oldu, Türkiye’de oldu ve olağanüstü bir şey bu’ dedi.
Aslında biz de anlatamadık. Biraz dışarıdan bakınca, Türkiye’nin demokratik açıdan çok farklı bir başarı kazandığını görüyorsunuz.

Kavgayı çıkaran, acaba ben tabanımı nasıl tutarım diyen bir otorite var. Bu otorite kaybediyor, vatandaş gerçeği görüyor.

ESNAFIN DURUMU… ESNAFA BÜYÜK ZULÜM YAPILDI

Bu süreçte Genel Merkezde çok farklı gruptan esnaflarla görüştüm. Kahveciler, apartman görevlileri, ayda 1178 lira alan işçiler vardı, işten çıkarılanlar vardı. Kahvecilerle yaptığımız toplantıda dediler ki, kağıt ve taş oynamayı yasakladılar. ‘Böyle olur mu’ dediler. Kağıdı yasaklıyorsun ama para serbest. Ben de bunu ifade ettim. Vay efendim, sen nasıl her elde dersin… 4 kişi oturur, bir kağıt verirsin, akşama kadar oynarlar.
Kahve kültürüne gelince; gittim pişti de oynadım. TBMM’ye gelinceye kadar her Cumartesi briç oynardık arkadaşlarla. Bir zeka oyunu zaten. Rakipler konuşur, ellerini anlatırlar, olayı kavradıysanız son kişinin elinde ne var tahminde oynarsınız.
Öneri kahvecilerden geldi, ben de dillendirdim. Kahveciler günlük yaşarlar; alayım buradan servet yapayım diye bir dertleri olmaz. Berberlerle de konuştuk, onların da sorunları var. Dükkanı kapattırdın, kirasını öde bari. O kadar büyük zulüm yapıldı ki esnafa, perişan vaziyetteler.

SEN MÜMİN DEĞİL MİSİN? SEN SABRET

Ahi Evran kültürü çok farklı bir kültür. Kendisi iyi gelir elde eder, yanındaki esnaf siftah etmezse, rahat etmez. Bu çok önemli bir gelenektir.
İzmir’de esnaflarla konuştum, Diyarbakırlılarla konuştum, Karadenizlilerle konuştum, dinledim.
Siz Saraya çekilmiş, bir eliniz yağda bir eliniz baldaysa, onların halinden anlamazsınız. Bir de dönüp ‘Mümin sabreder’ diyorsunuz. Sen mümin değil misin? Sen sabret biraz.

Üniversiteler mezun verecek, 100 binlerce gencimiz mezun olacak. Nerede iş bulacak bu çocuklar. Ben muhalefetteyim, beni sıkıntı sarıyor ama Saraydaki hiç düşünmüyor. Gemileri var, hanları var, hamamları var. Öbür dünyaya mı götüreceksin bunları?

DEVLET BAHÇELİ’YE FLAŞ ÇAĞRI

Aç olan binlerce çocuk, çöp konteynerlerinden geçinen binlerce insan var. Ülke yönetilmiyor. Bu ülkenin kurtuluşu bir an önce seçime gitmektir. Bunu kime söylüyorum? Sayın Bahçeli’ye söylüyorum. Bu ülkeyi seviyorsan çık kardeşim yarın sabah de ki ‘Yeter artık’… Türkiye’yi seçime götür. Sorumluluk sahibi insanlar bu ülkeyi yönetirler.

BERBEROĞLU AÇIKLAMASI

Yapılacak iş Enis Berberoğlu’nu Meclise davet etmektir. Sayın Türkeş çıktı o dönem, ‘vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu” dedi. Belki de amaç CHP’yi orada kriminalize etmekti. Berberoğlu’nu en kısa sürede Meclis’te görmek istiyoruz.

EYT’lilerin dorunlarını da biz çözeceğiz. Her sorunu çözmeye hazırız.

PROGRAMIN İKİNCİ BÖLÜMÜ

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: