SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi

KURANDAKİ ÇELİŞKİLER…

KURANDAKİ ÇELİŞKİLER…
Bu haber 15 Mart 2015 - 16:47 'de eklendi ve 20 görüntülendi kez görüntülendi.

(Şeriat Eğitimi’nin Yarattığı Çelişkili Düşünce Tarzı)

“Din’de zorlama yoktur…” (K. Bakara suresi, ayet 256)

“… Müşrikleri (Puta tapanları) bulduğunuz yerde öldürün…”;
(K. Tevbe suresi, ayet 5)

“Allah kimi doğru yola koymak isterse, onun kalbini Islamiyet’e açar. Kimi de saptırmak isterse… kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah inanmayanları küfür bataklığında kılar…
(K. En’am suresi, ayet 125)

“Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır...”
(K. A’raf suresi, ayet 178)

“Allah kimin kalbini Islam’a açmışsa, o Rabbinden bir nur uzerinde değil midir? Allah’ı anmak hususunda kalpleri katılaşmis olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler”
(K. Zümer suresi, ayet 22)

“Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. ama O, istediğini saptırır, istediğini dogru yola eriştirir. İşlediklerinizden, andolsun ki, sorumlu tutulacaksınız…”
(K. Nahl suresi, ayet 93; ayrıca bkz. Fatir, 8; Müddessir 31, 42, vs…)

“Allah dileseydi bütün insanları doğru yola sevkederdi…”
(K. Ra’d suresi, ayet 31)

“Kahrolası insan! Ne inkarcıdır!…”
(K. Abese suresi, ayet 17)

Puta tapanlardan yüz çevir. Allah isteseydi puta tapmazlardı…
(K. En’am suresi, ayet 106-107)

“Biz dileseydik herkese hidayet veririrdik; fakat Cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduraracağıma dair benden söz çıkmıstır…”
(K. Secde suresi, ayet 13)

“Allah dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanirdi… Allah’in izni olmadan hiç kimse inanamaz…”
(K. Yunus Suresi, ayet 100).

“Yaptıklarınızdan dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz…”
(K. Nahl suresi, ayet 93)

“Başınıza gelen her hangi bir müsibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir
(K. Sura suresi, ayet 30).

“(Ey Muhammed!)… Kendilerine bir iyilik dokunsa: -Bu Allahtan’dır- derler; başlarına bir kötülük gelince: -Bu sendendir- derler. (Onlara) -Hepsi Allah’tandır- de...”(K. Nisa suresi , ayet 78)

“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir…” (K. Nisa suresi, ayet 79).

“Başınıza gelen herhangi bir müsibet, kendi ellerinizle isledikleriniz yüzündendir…” (K. Sura suresi, ayet 30).

“Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir…”
(K. Fatir suresi, ayet 8)

“Ayet’lerimizi yalanlayanları… helake götürecegiz…”
(K. A’raf suresi, ayet 182)
“Kitabını oku, bugün kendi hesabını kendin göreceksin. Kim yola gelirse, kendi lehine yola gelmiş ve kim saparsa kendi aleyhine sapmıstır…” (K. Isra suresi, ayet 13-15); “Kıyamet günü, yaptığınız şeylerin karsılığı verilir…” (K. Ya-Sin suresi, ayet 54).
“Andolsun, Biz cinler ve insanlardan bir çoğunu Cehennem için yaratmışızdır…” (K. A’raf suresi, ayet 179).

Kim iyi bir iş yaparsa faydası kendisinedir, ve kim kötülükte bulunursa zararı kendisinedir…” (K. Fussilat suresi, ayet 46)

“Allah… dilediğine azab eder, dilediğine merhamet eder…” (K. Ankebut suresi, ayet 21).
“…Allah’in doğru yola eriştirdiği kimse hak yolundadır. Kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösterecek bir rehber bulamazsın…”
(K. Kehf suresi, ayet 17)
“(Allah’ı) Yalanlamış olanların o gün vay haline! Allah’a karşı gelmekten sakınmıs olanlar, elbette (Cenne’te) gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar…”
(K. Mürselat suresi, ayet 40-41)

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından baska şey yoktur. Ve Çalısması da ileride görülecektir. Sonra ona karsılığı tastamam verilecektir …“ (K. Necm, 38-41);
“… Her kese islediklerinin karsılığı verilir. Kendilerine haksızlık yapılmaz…” (K. Ahkâf, 19);

“Allah rızık verirken kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur”
(K. Nahl, 71);
“Dünya hayatındaki geçimlerini aralarında böldük ve bazılarını bazılarından üstün kıldık” (K. Zuhruf, 32);
Her ne kadar Kur’an’ın Tanrı sözleri olduğu, ve bu nedenle onda çelişki, düzensizlik, tutarsizlik, uyumsuzluk, karisiklik, ya da yanlislik vs… diye bir sey olamayacagi iddiâ olunur ve bunu kanitlamak için: “…Kur’ân Allah’tan baskasi tarafindan gelmis olsaydi onda birbirini tutmayan seyler bulurlardi” (K. 4 Nisâ 82), ya da “Hamd olsun Allah’a ki… kendisinde hiçbir (tezat ve) egrilik bulunmayan dosdogru Kitab’i indirdi”(K. 18, Kehf sûresi, âyet 1-4) seklindeki âyet’ler öne sürülür ise de bu Kitap, birbirine ters düsen, birbirini çürüten, birbiriyle çeliskili hûkümler yigini olup bir takim yanlislari da kapsamaktadir. Bir tek Sûre yoktur ki çeliskisiz, ya da uyumsuz ve tutarsiz nitelikteki âyet’lerle düzenlenmis olmasin! Hem de öylesine ki, bu çeliskiler ve bu tutarsizliklar, sadece sûre’lerin çesitli âyetleri arasinda degil fakat çogu kez bir âyet’in kendi sözcükleri ve tümceleri arasinda da yer almis olarak karsimiza çikar. IIerdeki sayfalarda bunun nice örneklerini görecegiz; fakat baslangiç olarak kisaca fikir edinmek üzere bunlardan bir kaçini belirtelim. Kur’ân’in Bakara sûresi’nde:“Din’de zorlama yoktur…” (K. Bakara 256) diye âyet var. Çogu kez seriâtçi’lar, bu âyet’i öne sürerek, Islâm’in hosgörü dini oldugunu, kisi’nin din ve inanç özgürlügüne karismadigini söylerler. Fakat bu ayni Kur’ân, hosgörü’ye yer vermeyen, farkli inançta olanlara ölüm saçan hükümleri kapsar ki, bunlar arasinda: “…müsrikleri nerede bulursaniz öldürün…” (K. Tevbe sûresi, âyet 5) seklinde olanlari vardir, ve bu tür hükümler, Muhammed’in: “Her kim dinini (ki müslümanliktir) degistirirse, onu hemen öldürünüz” seklindeki buyruklariyle ayni dogrultudadir. Kuskusuz ki “zorlama yoktur” seklindeki âyet’lerle, “Müsrik’leri öldürün”seklindeki âyet’ler arasindaki çeliskiyi farketmemek için kör olmak gerekir.

Yine bunun gibi Kalem sûresi’nde, Kur’ân’in bir “ögüt” olduguna dâir su yazili: “ … Kur’ân, âlemler için ancak bir ögüttür” (K. 68 Kalem, 52). Buna benzer bir âyet Müddessir sûresi’nde aynen söyle: “Süphesiz Kur’ân bir ögüt’tür; dileyen kimse ögüt alir…” (K. 74, Müddessir 53-54). Söylemeye gerek yok ki “ögüt” olan bir seyin zorlama ile ilgisi bulunmamasi gerekir. Oysa bu ayni Kur’ân’da, Kur’ân’a uymayan’larin “kâfir”olarak cehennem’i boylayacaklari bildirilmis, ve onlara karsi savas açilmasi emredilmistir. Örnegin Hûd sûresi’nde söyle yazili: “Hangi topluluk (Kur’ân’i) inkâr ederse yeri (cehennem) atesidir” (K. 11, Hûd sûresi, âyet 17). Bakara sûresi’nde de su korkutucu hüküm var: “Allah dini (Islâm) ortada kalana kadar onlarla savasin” (K. Bakara 193). Nisâ sûresi’nde de su var: “… Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eger yüz çevirirlerse onlari yakalayin, buldugunuz yerde öldürün, ve hiçbirini dost ve yardimci edinmeyin” (K. 4 Nisâ sûresi, âyet 89). Görülüyor ki, bir yandan Kur’ân’in “ögüt”niteliginde oldugu söyleniyor, diger yandan da Kur’ân’a uymayanlarin (müsrik’lerin, munafik’larin) “yok edilmeleri” emrediliyor. Apaçik bir çelisme var ortada!

Yine ayni sekilde olmak üzere Fussilet sûresi’nde, kisi’lerin kendi davranislarinda özgür olduklari ve bu davranislarin sorumlulugu altinda bulunduklari su sekilde belirtilmekte: “Kim iyi bir is yaparsa faydasi kendisinedir, ve kim kötülükte bulunursa zarari kendisinedir” (K. 41, Fussilat sûresi, âyet 46). Ancak ne var ki bu ayni Kur’ân’da kisi’yi dogru yola sokan’in, ya da saptiran’in Tanri olduguna dair sayisiz âyet var. Örnegin Isrâ sûresi’nde söyle deniyor: “Tanri kimi dogru yola eristirmisse, dogru (yolda) olan o’dur ancak. Kimi de saptirmissa, sen ona, Tanri’nin disinda dostlar bulamazsin. Böylelerini biz, Kiyamet günü yüzlerinin üzerinde olacak biçimde toplayacagiz. Birer kör, dilsiz,s agir olarak…Varacaklari yerse cehennemdir…” (K. Isrâ sûresi, âyet 97). Yine bunun gibi A’raf sûresi’nin 178.ci âyet’inde su yazili:“Allah kimi hidâyete erdirirse, dogru yolu bulan odur. Kimi de sasirtirsa, iste asil ziyâna ugrayanlar onlardir” (K. 7 A’raf 178).

Görülüyor ki kisi’yi dogru sola sokan ya da sasirtan (saptiran) Tanri’dir, ve Tanri, kendi sasirttigini (saptirdigini) cehennem’e atmak, ziyana ugratmaktadir. Yani Tanri, kendi davranislariyle çeliskili is görmüs olmaktadir. Yukardaki âyet’lerin her biri, kendi içerisinde çeliskiyle dolu!

Yine ayni sekilde En’âm sûresi’nin 125ci âyet’i söyle:”Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islâmiyet’e açar, kimi de saptirmak isterse… kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda kilar” (K. 6, En’âm 125). Dikkat edilecegi gibi âyet’in ilk tümcesinde, “müslüman” ya da “kâfir” olmanin, kisi irâdesine degil fakat Tanri irâdesine bagli bir sey bulundugu bildiriliyor. Yâni Tanri diledigini dogru yola sokup müslüman yapmakta, diledigini de saptirip “inanmayan”lardan kilmakta! Ancak bu ayni âyet’in son tümcesinde Tanri’nin, inanmayanlari küfür batakligina attigi yazili. Yâni Tanri, hem diledigi kisiyi saptiriyor ve “kâfir”lerden yapiyor, ve hem de cezalandiriyor: sanki suç kisiye ait imis gibi! Kuskusuz ki bu iki tümce birbirleriyle çeliskili!

Bunun gibi, Fâtir sûresi’nde “Allah diledigini saptirir, diledigini de dogru yola eristirir…” (K. 35 Fâtir 8) diye yazili. Yani Tanri, diledigi gibi kisileri saptiriyor ve onlari inkârçi duruma sokuyor. Ancak ne var ki bunu söyliyen Tanri, inkârci kildigi bu kisileri cezâlandirdigini söyle açiklamakta: “Ayet’lerimizi yalanlayanlari, hiç bilmiyecekleri yerden yavas yavas helâke görürecegiz” (K. 7 A’raf 182).

Ayni sey Nahl sûresinde de tekrarlanmakta: “Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardi. Ama O istedigini saptirir, istedigini dogru yola eristirir. Islediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksiniz”(K. Nahl 93; ve ayrica bkz. Fâtir 8; Müddessir 31, 42 vs.). Yâni Tanri, diledigini saptiriyor ve diledigini dogru yola sokuyor, ve böylece onlara irâde özgürlügu tanimamis oluyor. Fakat buna ragmen “…Islediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksiniz!” diyerek onlari, sanki özgür irâde yolu ile hareket etmisler gibi, mükafatlandiriyor ya da cezalandiriyor.

Yine ayni sekilde, Ra’d sûresi’nde su var:”Allah dileseydi bütün insanlari dogru yola sevkederdi” (K. 13 Ra’d 31). Yâni Tanri, istemis olsaydi bütün insanlari dogru yola sokabilecek iken, sokmamis, kimini inkârci kilmistir. Ama buna ragmen inkârci kildiklarini:“Kahrolasi insan! Ne inkârcidir!” (K. 80, Abese: 17) diyerek lâ’net’lemektedir.

Yine Isrâ ve Yâ-Sîn sûreleri’nde, kisi’lerin irâde özgürlügüne sahip olarak is gördükleri, ve iyiligi ve kötülügü kendi davranislariyle seçtikleri bildirilmekte ve söyle denmekte: “Kitabini oku, bugün kendi hesabini kendin göreceksin. Kim yola gelirse kendi lehine yola gelmis ve kim saparsa kendi aleyhine sapmistir” (K.17 Isrâ 13-15); “Kiyâmet günü yaptiginiz seylerin karsiligi verilir…” (K.36 Yâ-Sîn 54). Ancak ne var ki bir baska yerde Tanri’nin, insanlardan bir kismini cehennem’e atmak için yarattigini, ve ayrica da cehennemi insanlarla dolduracagina dair kendi kendine söz verdigini, hattâ yeminler ettigini bildiren âyet’ler var. Örnegin A’rafsûresi’ne söyle yazili:“Andolsun, biz cinler ve insanlardan bir çogunu cehennem için yaratmisizdir…” (K. 7 A’raf 179). Secde sûresi’nde de su var:”Biz dilesek herkese hidâyet verirdik, fakat Cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracagima dâir Benden söz çikmistir”(K. 32, Secde 13). Simdi soralim: Eger Tanri, insanlardan bir çogunu sirf cehennemlik olmak üzere yaratti ise, ve cehennemi insanlarla doldurmak hususunda kararli ise, bu takdirde “Kim yola gelirse kendi lehine yola gelmis ve kim saparsa kendi aleyhine sapmistir… Kiyâmet günü yaptiginiz seylerin karsiligi verilir…” seklinde konusmasi, çeliski yaratmaktan baska bir sey olmaz mi? Bu konuda bir kaç örnek daha verelim:

Yûnus sûresi’nde: “(Allah) dileseydi, yeryüzünde bulunanlarin hepsi inanirdi… Allah’in izni olmadan hiç kimse inanamaz…” (K. 10, Yûnus 99-100) diye yazili. Yâni “inanan’lardan olmak Tanri’nin istegi ve izniyle olan bir sey. Ama buna karsilik Nahl sûresi’nde kisi, kendi davranisindan dolayi sorumlu imis gibi gösterilmekte:“Yaptiklarinizdan dolayi mutlaka sorguya çekileceksiniz” (K. 16 al-Nahl 93);

Sûra sûresi’nde kisi, özgür irâdeye sahip imis ve kendi davranislarinin sorumlulugu altinda imis gibi gösterilmekte: “Basiniza gelen her hangi bir müsibet kendi ellerinizin yaptigi isler yüzündendir“( K. Sûra, 30). Mürselât sûresi’nde, benzerî nitelikte bir diger hüküm söyle:“(Allah’i) Yalanlamis olanlarin o gün vay haline! Allah’a karsi gelmekten sakinmis olanlar, elbette (Cennet’te) gölgeliklerde ve pinar baslarindadirlar…” (K. 77 Mürselât 40-41). Ancak ne var ki Kehf sûresi’nde bunun ziddi olan bir hüküm var ki, kisi’nin özgür irade’ye ve sorumluluga sahip olmayip Tanri’nin keyfine tâbi oldugunu bildirmekte:“…Allah’in dogru yola eristirdigi kimse hak yoldadir. Kimi de saptirirsa artik ona, dogru yolu gösterecek bir rehber bulamazsin” (K. 18 Kehf 17). Görülüyor ki burada Tanri, dogru yola erismenin ya da dogru yoldan sapmanin kisi irâdesine degil fakat Tanri irâdesine bagli oldugunbu bildirmekte!

Yine bunun gibi Kur’ân’in çesitli sûrelerinde Tanri’nin insanlari , sirf kendisine ibâdet etsinler diye yarattigi yazili. Örnegin Zâriyat sûresi’ne su var:“Cinleri ve insanlari, yalnizca bana ibâdet etsinler diye yarattim…” (K. Zâriyat sûresi, âyet 56-58). Ahzâb sûresi’nde, Tanri’ya ibâdet edenlerin Tanri tarafindan büyük bagislamalara ve mükâfatlara (ecr’e) kavusacaklari bildiriliyor (K. Ahzâb sûresi, âyet 35; ayrica bkz. Tevbe 112; Secde 15-17). Mü’min sûresinde Tanri’nin söyle konustugu yazili: “Rabbiniz: -‘Bana kulluk (ibâdet) edin ki, size karsiligini vereyim. Bana kulluk (ibâdet) etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, alçalmis olarak cehenneme gireceklerdir’- buyurmustur” (K. Mü’min sûresi, âyet 60). Dikkat edilecegi gibi, bu âyet’lerle Tanri, kisileri kendisine ibâdet ettirmek için onlara bir karsilik verecegini söylemekte; yâni onlarin ibâdetine muhtaçms gibi bir durumda. Çünkü olmamis olsa onlarin kendisine ibâdet etmelerine aldirmazdi. Ancak ne var ki bunlari söyliyen Tanri, insanlarin ibâdetine muhtaç olmadigini söylemekten geri kalmaz ve örnegin: “Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyik olan ancak O’dur” (K. 35, Fâtir sûresi, âyet 15). Yorumcularin bildirmelerine göre bu âyet’in anlatmak istedigi sey sudur: “Din ve ibâdet Allah’in ihtiyaci degil, insanlarin ihtiyacidir… (Allah) sizin ibâdetinize muhtaç olmadigi gibi bütün ihtiyaçlarinizi tatmin edebilecek kudrete de mâliktir…”. Evet ama, eger Tanri, insanlarin kendisine ibadet etmelerine muhtac degil idiyse neden kalkip: “Cinleri ve insanlari, yalnizca bana ibâdet etsinler diye yarattim…” (K. Zâriyat sûresi, âyet 56-58) diye konussun?

Yine ayni sekilde Kur’ân’in pek çok yerinde, Tanri’ya ve peygamberlerine bas egmeyen nice kavimlerin Tanri tarafindan yok edildikleri yazilidir. Ama bunu yapan Tanri, yok ettigi bu kavimleri iman’dan uzak kilanin yine kendisi oldugunu söylemekten geri kalmaz; örnegin: “Allah kime hidâyet verirse, iste dogru yolu bulan o’dur…” (K. Isrâ, 97) ya da: “Eger Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi… Allah’in izni olmadan hiç kimse inanamaz. (Allah), akillarini kullanmayanlari murdar (inkarci) kilar” (K. Yûnus sûresi, âyet 99-100), ya da: “Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” (K. Tekvîr, 29), ya da:“Allah dileseydi onlar ortak kosmazlardi…” (K. En’âm, 107) diyerek çeliski üzerine çeliski yaratmaktan geri kalmaz. Daha baska bir deyimle, hem bir yandan: “Ben dileseydim yeryüzündeki insanlarin tamamini iman edenlerden yapardim” demekte, ve hem de inanan’lardan yapmadigi kimseleri, biraz daha imansiz yaparcasina “(Allah), akillarini kullanmayanlari murdar (inkarci) kilar” diye konusmaktadir.

Yine bunun gibi Kur’ân’da, her kes’e, kendi çalismasinin karsiligi’nin verilecegine dâir âyet’ler var ki bunlardan biri söyle: “Bilsin ki insan için kendi çalismasindan baska sey yoktur. Ve Çalismasi da ileride görülecektir. Sonra ona karsiligi tastamanm verilecektir …“ (K. Necm, 38-41). Burada geçen “çalismasindan” sözcügünün asli “sa’y” dir ki insan’in emegi, cabasi anlamina da gelir. Her ne kadar bu âyet’i “Insan baskasinin suçu ile sorumlu olmaz” seklinde anlamak mümkün ise de, ayni zamanda “Insan kendi emegibin karsiligini alir” anlamina da gelir ki Türkçe’deki “Ilden gelen ögün olmaz, o da vaktinde gelmez  seklindeki mesel’i andirir. Bu yukardaki âyet’in bir benzeri söyle:“… Her biri için de yaptiklari amellerden dereceler vardir, bu da hiç haklari yenmiyerek butün amellerini kendilerine temamen ödemek içindir…” (K. Ahkâf 19). Burada anlatilmak istenen sey, insanlardan kiminin amellerinin karsiliginin dünya’da, kimininkinin de ahirette ödenecegidir.Hattâ bu dogrultuda olmak üzere Muhammed’in: “Deveni bagla da öyle tevekkül et” ya da“Amel’lerin derecesi niyete göredir” seklinde konustugu söylenir. Bütün bunlarden anlasilan o’dur ki herkes, kendi emeginin karsiligini alir, yâni kendi rizkini kendi çalismasina göre saglar. Ancak ne var ki bu ayni Kur’ân’da, rizk’in kisi’lerin kendi gayret ve çalismalarinin ürünü olmayip Tanri’nin keyfine göre verildigine dair âyet’ler var ki bunlardan bazilari söyle: “Allah rizik verirken kiminizi digerlerine üstün tutmustur” (K. Nahl, 71); “Dünyâ hayatindaki geçimlerini aralarinda böldük ve bazilarini bazilarindan üstün kildik” (K. Zuhrûf, 32)

Yukardakilere benzer örnekler sayisiz denecek kadar çok. Ancak ne var ki seriâtçilar için Kur’ân’da “çeliski” diye bir sey yoktur; söz konusu bile olamaz; onlar, aklin alamayacagi bir “mantik”la çeliskileri “çeliski” degilmis gibi göstermekte pek beceriklidirler. Ilerdeki bölümlerde bu hususlari örnekleriyle inceleyecegiz.

Yukarda degindigimiz, ve daha ilerde daha da genis olarak deginecegimiz gibi Kur’ân, bu yukardakilere benzer çeliskilerle doludur. “Neden dolayi bu çeliskiler yer almistir Kur’ân’da?” diye sorulacak olursa, bunun yanitini ayri bir bölüm olarak ilerdeki sayfalarda verecegiz ve görecegiz ki Kur’ân’daki çeliskiler, esas itibariyle Muhammed’in günlük siyâsetinin gereksinimlerinden dogmustur.

Fakat her ne olursa olsun gerçek olan su ki, seriât egitimiyle yogurulmus kisiler Kur’ân’da çeliski olabilecegi ihtimaline asla yer vermezler. Kur’ân’da çeliski olabilecegini söylemek, ya da hattâ düsünmek bile, onlara göre günâh sayilir. Bundan dolayidir ki birbirine ters düsen, birbiriyle çatisan hükümleri ayni zamanda benimsemekten geri kalmazlar. Örnegin, bir yandan Kur’ân’in “Din’de zorlama olmaz” seklindeki âyet’ine sarilmis olarak Islâm’in hosgörü dini oldugunu haykirirlarken, diger yandan bu ayni Kur’ân’in “Müsrik’leri nerede görürseniz öldürün” seklindeki emrini yerine getirmege hazirdirlar. Bu iki hükmün birbiriyle çelistiginin farkinda degildirler. Farketseler de aldiris etmezler, ya da “Çeliskiler bize göredir, Allah’a göre degil!” diyerek kendi kendilerin avunurlar.
Yine bunun gibi En’âm sûresi’nin 106ci âyet’inde “(… Puta tapanlardan (müsrik’lerden) yüz çevir…” (K. En’âm: 106) diye yazili. Bu ve benzerî emirlere uyarak müslüman kisi, kendi öz anasini, babasini, ve yakinlarini dahi, (eger müsrik iseler) “kâfir” bilip onlardan yüz çevirmege hazirdir. Çevirirkende Muhammed’i örnek bilir, çünkü vaktiyle Muhammed, kendi öz anasi Emine‘ye, müsrik olarak öldü diye, magfiret dilememis:“Tanri bana anam için magfiret dileme izni vermedi” demistir. Ve iste müslüman kisi, farkli inançta olanlara, örnegin “müsrik”lere karsi (velev ki bunlar kendi anasi , babasi ya da hisimlari olsun) magfiret dilemezken, ya da müsrikleri öldürmek isterken, Islâm seriâti’nin “hosgörü” dini oldugunu söylemekten geri durmaz! Söylerken de müsrik’leri, “müsrik” yapanin yine Tanri oldugunu bildiren su hükmü agzinda gevelemekten usanmaz:“Allah dileseydi, onlar puta tapmazlardi (Allah’a ortak kosmazlardi)…” (K. En’âm 107). Yâni bu âyet’lere göre Tanri, hem kisileri “müsrik” kiliyor ve hem de onlardan yüz çevrilmesini emrediyor oldugu halde, seriât egitiminden geçmis kisi, birbirine ters düsen, birbiriyle çelisen bu hükümleri, hiçbir güçlüge düsmeden kabul eder. Yine bunun gibi En’âm sûresi’nin 125ci âyet’inde yer alan: “”Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islâmiyet’e açar, kimi de saptirmak isterse… kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda kilar” (K. 6 En’âm 125) seklindeki hükmü de rahatlikla benimser. Oysa bu âyet, biraz önce belirttigimiz gibi birbiriyle çatisan iki tümce’den olusmakta. Birinci tümce’de insanlarin “müslüman” ya da “kâfir” olmalarinin, dogrudan dogruya Tanri’nin keyfine ve dilegine bagli bir sey oldugu yazili. Ikinci tümce’de ise, Tanri’nin “kâfir” kildigi kimselerin, yine Tanri tarafindan küfür batakligina atildigi bildiriliyor. Kuskusuz ki bu, çeliskiden baska bir sey degil. Ancak ne var ki seriâtçi kafa yapisinda olan bir kimse, Kur’ân’in Tanri agzindan çikmis sözler olduguna inandigi için, bu kitap’ta çeliski diye bir sey olamayacagini düsunür; çeliski diye bir sey kabul etmez. Kur’ân’daki çeliskileri “çeliski” olarak görmez; çeliskili görünen hükümlerde, olsa olsa “hikmet vardir” diye düsünür!

http://gunlukbakis.blogspot.com.tr/
Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: