SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi
turhan feyizoglu
turhan feyizoglu
Lenin’e Nobel Barış Ödülü verilmesini isteyen öğrenciler
Bu haber 23 Ocak 2021 - 10:54 'de eklendi ve 45 görüntülendi kez görüntülendi.

Turhan  FEYİZOĞLU 

Çünkü, İkinci Meşrutiyet dönemiyle birlikte geleneksel iktidar yapısının birçok sosyal güçle paylaşıldığı iktidar yapısının geçerli olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun her bölgesinde çok hareketli bir siyasal yaşayış ortaya çıkmıştır.

Birçok dernek kurulmuş, değişik görüşleri içeren yayın organlarında yazarlar, sosyalizmin leh ve aleyhinde yazılar yazmaya başlamışlardır.

“Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları” adlı kitabında Emekli Kurmay Albay Rahmi Apak, Edirne Sivil Lisesi’nde boş olan Tarih ve Coğrafya derslerinde öğretmenlik yaparken, 1909 yılında karşılaştığı bir olayı şöyle anlatmıştır:

“Edirne Sivil Lisesi’nin son sınıflarında boş olan tarih ve coğrafya öğretmenliğini de altı ay kadar yaptım. Bu münasebetle, lisede geçen enteresan bir hadiseyi anlatacağım. Altıncı sınıf öğrencilerinden, adını hatırlayamadığım, fakat Malkaralı olduğunu hatırlamakta olduğum bir öğrenci, Karl Marks’ın bir fotoğrafını, yanında oturduğu duvara asmış ve resmin altına da: ‘Ahir zaman Peygamberi Karl Marks Hazretleri!” diye yazmış. Hem de bunu din dersinde yapmış. Sarıklı din hocası bunu görünce: ‘Vay bre kafir’ diyerek resmi yakalamış ve okul müdürüne götürmüş. Okul idaresi, bu öğrenciye bir haftalık muvakkat kovma cezası vermiş. Malkaralı öğrenci, ertesi haftaki din dersine, elinde tabanca olduğu halde geliyor ve din dersi hocasına: ‘Benim Peygamberime hakaret eden sen misin?’ diyerek atış etmeye başlıyor. Sarıklı hoca kürsünün altına saklanıyor, birkaç öğrenci de acele yerlerinden fırlayıp Malkaralı’nın elinden silahını alıyorlar ve cinayeti önlüyorlar.

Ne yalan söyleyeyim, ben o zaman komünistlik nedir, Karl Marks kimdir?, bunlardan hiç haberim yoktu. İlk defa o zaman öğrendim. Meğerse bu fikirler okulda okuyan beş altı Bulgar talebeden bizimkilere geçmiş.”

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı ile Avrupa ve dünya haritası yeniden çizilme dönemindedir. Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na büyük sarsıntılarla girer. Uluslararası kapitalist sistem, gelişen dünya pazarını yepyeni kurallar çerçevesinde bölüşme aşamasındadır.

Emperyalizm için çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu’nun, Alman İmparatorluğu’nun, Çarlık Rusya’nın, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’nun 2I. yüzyılda hiçbir işlevi kalmamıştır.

Anılan bu imparatorluklar, yerini başka sistemlere bırakır. Fakat, I. Dünya Savaşı’nda en büyük sarsıntı ve çalkantıyı Osmanlı İmparatorluğu yaşar. 3 kıt’a’da sürdürdüğü egemenliğini önemli ölçüde kaybeder.

Çöküş ve parçalanış içerisinde olan Osmanlı sisteminde yeni arayışlar ortaya çıkar. Bunları genel başlıklar altında “Türkçülük”, “Osmanlıcılık”, “İslamcılık” ve “Toplumculuk” olarak adlandırabiliriz.

1914 – 1918 yılları arasında meydana gelen  I. Dünya Savaşı döneminde Türkiye, çöküş, bölünüş, parçalanış ve yeniden derleniş içerisinde arayışlarını sürdürürken uluslararası gündem, 7 Kasım 1917 de Çarlık rejiminin yıkılmasıyla gerçekleştirilen Sovyet ihtilaliyle sarsılır.

Viladimir İliç Ulyanov Lenin önderliğindeki Sovyet ihtilali’nin etkileri, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’ye de yansır.

11 Aralık 1917 tarihli Sabah gazetesinde, “Lenin ile Troçki’ye Nobel Mükafatı Verilecek!” haberi yayınlanır. Habere göre, Norveç sosyalistleri, “eğer barışı gerçekleştirmeyi başarabilirlerse o yılki Nobel Barış Ödülü’nün Lenin ve Troçki’ye verilmesini”, önermişler. Ancak, başvuru süresini geçirdikleri için istekleri dikkate alınmamıştır.

3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Anlaşmasıyla Almanya ve Müttefikleri ile Rusya arasındaki savaş sona erer. Bu barış antlaşmasından yeterince memnun olmasa bile Osmanlı Devleti’de yararlanmıştır. Osmanlı Devleti, bu antlaşmayla, Doğu Anadolu’da 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı öncesindeki sınırlarına kavuştuğu gibi bazı garantilerde elde eder.

Öğrenciler ve öğretim görevlileri, 12 Nisan 1918’de, İstanbul Üniversitesi’nde bir toplantı düzenler. Toplantının amacı 1901 yılından itibaren her yıl verilen Nobel Barış Ödülü’ne kimin aday gösterileceğidir.

Öğrenciler, ayrıca, okulda herkesin görebileceği bir yere Lenin’in portresini asar. Portrenin altında şu yazılıdır: “Bütün ezilen insanların atası, dünya barışının önderi, yeni peygamber Lenin hazretleri çok yaşasın.”

Fransız işgal komutanı General Frahchet D’Esperey’in emri üzerine Lenin’in bu posteri kaldırılır.

Öğrenciler, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Lenin’e verilmesini ister.

Bu dönem, Istanbul Üniversitesinde, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Hükümeti ile Almanya arasında yapılan siyasi ve askeri alandaki işbirliği sonucu,  Almanya’dan Türkiye’ye gönderilmiş çok sayıda öğretim görevlisi vardır.

Öğrencilerin Lenin’i aday göstermesi üzerine Alman öğretim görevlileri de, Alman mareşal ve devlet adamı Hindenburg’u aday gösterir.

Yapılan oylamada, Lenin’in Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesi öğrenciler tarafından oybirliğiyle kararlaştırılır.

Alman Profesörler, bunu protesto eder. Öğrenciler, buna tepki olarak Alman öğretim görevlilerini salondan dışarı çıkarır. Fakat, 1918 yılında Nobel Barış Ödülü kimseye de verilmez.

Lenin’in Nobel’e aday gösterilmesi daha once “Journal de Geneve” adlı gazetenin 21 Şubat 1918 tarihli baskısında da bir makaleye konu olmuştur.

Komünist Enternasyonal (III. Enternasyonal)’in I. Kuruluş Kongresi, 2 – 6 Mart 1919 tarihlerinde Moskova’da toplanır. 29 ülkeden 51 temsilcinin biraraya geldiği Kongre’de Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi de bir konuşma yaptı ve bu konuda özetle şunları söyledi:

“1908 den itibaren Türk gençliğinin bir kısmı halkın selametini sosyal bir devrimden başka bir şeyde bulamıyacağını anlamıştı. Ama o sıralar sosyalist çalışma kısıtlanmıştı. Ezilen halkın korunması için yükselen elem içindeki Jaures’in güçlü sesi boşuna nefes tüketiyordu. Arkadaşlarından sadece birkaçı giriştikleri işe sırt cevirmediler ve burda, Rusya’da devrimci Türk ocağını örgütlediler. Doğu’daki gerekli ekonomik ve sosyal değişimin sosyal devrimle gerçekleşebileceği yolundaki inançları Ekim olaylarından sonra iyice pekişti.

Sizlere bu inancın halen Türk proleteryası ve aydınları arasında varolduğunu ispatlıyan bir örnek vereceğim. Devrim ertesinde, Istanbul Üniversitesi, Nobel Ödülü’nün kime verileceği sorusunu sorduğu zaman Türk gençliği, profesörlerin yaptığı baskıya rağmen yoldaş Lenin’i seçti; ve bu, sosyal devrim fikirlerinin Doğu’da ne kadar etkili olduğunu bir kez daha ispatlıyordu. Büyük saygın ustamız ve onun eylemleri, tüm devrimci dünyayı temsil etmektedir ve Türk gençliği de yaptıkları seçimle devrimci dünyaya bağlı olduklarını göstermişlerdir.”

Sonuçta, Türkiye’de, o dönem, tarihin önüne koyduğu somut sorunlar içinde yeni bir senteze ulaşılır ve Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde klasik emperyalizme karşı kurtuluş savaşı verildikten sonra 29 Ekim 1923 Pazartesi günü de devlet yönetim şeklinin cumhuriyet olduğu ilan edilir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: