SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi

Perinçek görev icabı solcudur (BÖLÜM-1)

Perinçek görev icabı solcudur (BÖLÜM-1)
Bu haber 17 Eylül 2017 - 16:09 'de eklendi ve 103 görüntülendi kez görüntülendi.

Perinçekler’e Konuşan

Neden Öldürülüyor ?

Bölümler halinde vereceğimiz yazıdaki iddialar aşağıda link adresi verilen blog sitesine aittir.

      Kaynak: http://aydinlikyoldergis.blogcu.com/perincek-gorev-icabi-bir-solcudur-11-16/11460058

İster MİT’çi olarak açıklamalar yapsın, ister JİTEM elemanı olsun, isterse Perinçek tarafından kullanılmış, ünlü hale getirilmiş olsun veya Perinçek‘e muhalefet etmiş devrimci olan bu kişilerin önemli bir kısmı yıllar içinde derin devlet tarafından öldürülüyor. Fakat Perinçek‘e dokunan yok! İlginç değil mi?

    *  İbrahim Kaypakkaya, Perinçek‘in esaslı muhaliflerindendi. 12 Mart darbesinde işkenceyle öldürüldü.

    *  Garbis Altınoğlu da Perinçek‘in muhaliflerinden idi; o da 12 Eylül darbesinde en ağır işkencelerden geçti.

    *  Mustafa Tutkun, İstanbul’a Perinçek ile tartışmaya gelmişti, geldiği yer Almanya idi. Gönderen Perinçek‘in muhalifi Ömer Özerturgut‘tu. İstanbul’a ulaştıktan kısa bir süre sonra bir daha haber alınamadı Mustafa Tutkun‘dan.

    *  Gani Bozarslan, o da öldürüldü. Perinçek‘e muhalif bir Kürt devrimciydi. Sanıyorum, Mart veya Nisan 1978’de Üsküdar sahillerinden suda boğulmuş cesedi çıktı Gani Bozarslan‘ın. Perinçek olayı örtbas etti. Gani Bozarslan o sıralarda Kumkapı’da bir apartmanın ikinci katında kalıyordu. Kimlerle mi? Hala Perinçek‘e kuyrukçuluk yapan Mehmet Cengiz, Hüseyin Karanlık ve Fehmi Köfteoğlu ve Mustafa Tütüncübaşı ile. Bunları nereden biliyorum? Çünkü 1978 Mayıs’ında bir ay kadar Cüneyt Akalın‘ın evinde kaldıktan sonra Haziran ayından itibaren Gani Bozarslan‘ın öldürülmesinden sonra onun yaşadığı eve taşınmıştım; ve onun odası ve hatta onun yatağı benim odam, benim yatağım olmuştu! Gani‘nin Kürtlerle ilgili oldukça fazla kitabı vardı, odadaki kitaplığında, bir kısmını okudum. Fakat bir kaç ay sonra Parti çizgisine (Türkiye İşçi Köylü Partisi çizgisi) muhalefet etmeye başlamıştım. İşte bu sıralarda bir tartışma esnasında Mehmet Cengiz, Hüseyin Karanlık‘a şöyle demişti: Bu odada, bu yatakta yatan da Parti’ye muhalefet ediyor. Aslında yattığım yatak dağlar gibi engebeli ve sert bir yataktı. Gani‘nin herhalde o yatağı değiştirme talebine ömrü yetmemişti. Ben o yatağı değiştirmek için Aydınlık gazetesinin panosuna bir yazı yazdım. Bir adet yatağa ve bir battaniyeye ihtiyacım olduğunu belirtmiştim. Aynı gün gazetenin giriş kapısında Doğu Perinçek ile karısına rastladım. Onlar Perinçek için kullanılan arabanın içindeydiler. Beni çağırdı, arabaya davet etti, “Bizim evde fazla yatak ve battaniye var; bizimle gel onları alırsın” dedi. Fakat “sağol” diyerek gitmedim ve almadım. Sevmediğim, karşı çıktığım bir insan çok değerli bir şey verse ve onu alsam bile kullanmam, o şeyi paramparça ederim. Karakterim böyle.

    *  Ünlü ateist müftü Turan Dursun, o da katledildi. Perinçek kaybolmuş itibarını biraz Turan Dursun‘un yazıları sayesinde geri almıştı. Perinçek‘in Turan Dursun‘u ilişkiye soktuğu kişilerden biri de MİT’te çalışan teyzesinin oğlu Gürbüz Tüfekçi‘dir. Gürbüz Tüfekçi Turan Dursun‘a Burjuva Kemal‘in MU Uygarlığıyla ilgili devlet kasasında bulunan ezoterik yazılarını getirmiştir.

Bence Turan Dursun yazacağını yazmış, artık öldürülmesinde bir sakınca kalmamıştı ve öldürüldü. Kontrgerilla’yı çökerttiğini, kontrgerillaya çok büyük darbeler vurduğu yalanını yayan Perinçek; Mustafa Tutkun, Gani Bozarslan, Turan Dursun cinayetlerini aydınlatsın, kimseye martaval okumasın. Fakat bunu gerçekleştiremez çünkü bizzat kendini ifşa etmiş olur. Şimdi aklıma gelen bir başka olaydan bahsedeyim. Perinçek‘e muhalefet ettiğim aylarda Hüseyin Karanlık bir gün benden Aydınlık Gazetesinin arşivinden Şafak’ları getirmemi istedi. Arşiv sorumlusu arkadaştan ciltli olan Şafak dergilerini aldım ve ambalajlayarak eve doğru (Cağaloğlu’ndan Kumkapı’ya doğru) yaya olarak yola çıktım. On, on beş metre ötede bulunan ve kağıt tüccarlarına çay servisi yapan bir çay ocağına oturdum ve düşünmeye başladım. Yolda polise yakalanırsam ne diyecektim! Çünkü Şafak’lar yasak yayına giriyordu. Ne söyleyeceğime karar verip çay ocağından ayrıldım. Beyazıt Küllük’ün yakınındaki ana caddeye dönmek üzereydim ki üç kişi üzerime atladı ben daha konuşmaya fırsat bulamadan beni beyaz bir Renault’un arka koltuğuna oturttular, ikisi habire başıma, yüzüme ve karın boşluğuma vurmaya başladı. Biri “Demek yasak yayın taşıyorsun ha. Bunu sana göstereceğiz.” dedi. Ben kendimi toparlayıp “Benim yasak yayınla işim yok” dedim. “Nereden geliyorsun, elindeki paket ne?” diye sordular. Onlara önceden hazırladığım yalanı söyledim. “Ben Günaydın gazetesinin karşısındaki ENVAR NEŞRİYAT‘ta çalışıyorum. Bu pakette mübarek Kuran’ı Kerim var. Şimdi onu müşteriye götürüyorum.”  dediğimde, onlar sözlerime inandı ve “Biz ötekini nerde kaybettik, yanlış adamı yakalamışız” diyerek beni arabadan indirdiler, arkamdan küfrederek etrafa tekrar bakmaya başladılar. Tabii ben onları telaşa kaptırmamak için yavaş yavaş oradan uzaklaştım. Akşam evde başıma gelenleri anlattığımda Hüseyin Karanlık’ın yüzü kıpkırmızıydı. Hüseyin Karanlık‘ın veya çevresinin bana yönelik ikinci provokasyonu da Kars’ta gerçekleşti. Mart 1981’de Kars Orduevi’nde yazıcı olarak askerlik yapıyordum. Aynı ay Van’daki bir piyade taburundan Hüseyin Karanlık adına gönderilmiş bir mektup aldım. Mektup “görülmüştür” damgalıydı, yani Hüseyin Karanlık askerdi ve bana mektup göndermişti. Kuşkulanmama rağmen mektubu açtım ve okudum. Askerlikten memnun olup olmadığımı ve darbe konusunu üstü kapalı soruyordu. Evet, bu bir tuzaktı bana askeriye aleyhinde bir şeyler yazdırtıp tutuklatacaklardı. Tabii ona yazdığım mektupta hevesi kursağında kalan şeyler yazdım. “Askerliğin tam benim düşündüğüm gibi bir toplum modeli olduğunu, burada herkesin eşit bir şekilde aynı yemeği yediğini, aynı koğuşlarda kaldığını, aynı elbiseyi giydiğini vb” yazdım. Ve gönderdim. Bir daha haber gelmedi Hüseyin Karanlık‘tan. Ve işin ilginçliğine bakın ki, aradan 20 yıl kadar geçmişti, Pencere Yayınları’nda (Eski Aydınlıkçı Muzaffer Erdoğdu‘nun yayınevi) ben, Muzaffer ve yine eski arkadaşlarımızdan Bahri, muhabbet ediyorduk. Söz Hüseyin Karanlık‘tan açılmıştı. Başıma gelen bu mektup olayını anlattım. Muzaffer ile Bahri Çakır şaşırdı. Hüseyin Karanlık‘ın hala askerlik yapmadığını söylediler. Demek ki bu bir provokasyondu. Ve şimdi şöyle düşünüyorum, bunlar Veli Küçük ile beraberler mi acaba o tarihte de. Yani 1981 başlarında Veli Küçük Van’da görevli bir subay mıydı? Bu önemsiz gibi görünen bağlantı bile Perinçek‘in 12 Eylül öncesinde Kontrgerilla ile birlikte olduğunun somut bir kanıtıdır. Tabii, bence, Perinçek hayatında bir saniye bile solcu olmamış bir devlet görevlisidir. O hiçbir zaman solcu değildi, onu solculaştırarak solun içine bir truva atı olarak soktular. Onun hapse girişleri bile ya darbe nedeniyle mecburiyetten ya da verilmiş bir görevin yerine getirilmesi amacıyladır. O hiçbir zaman devrimci mahkum olmamıştır. Aynen Yalçın Küçük gibi “görev icabı” mahkumdur.

    *  Tekrar konunun yan unsurlarından ana unsurlarına dönelim; Binbaşı Cem Ersever‘in öldürülmesi olayına. JİTEM’ci Cem Ersever de öldürülmeden önceki günlerde kendisi gibi düşünenlerle derin devlete karşı bir gruplaşma içine girmiş, çelişki içine düşmüştü. Ve bütün bunları röportaj halinde bugünün Ergenekon sanığı Aydınlıkçı Soner Yalçın‘a anlatıyordu. Röportaj Perinçek‘in dergisinde yayınlanacaktı. Fakat o günlerde öldürüldü.

    *  Ferdi Tamer olayı da benzer bir son.1987’de bir röportaj yapılıyor. Konu 1.MİT Raporu ve birkaç yıl sonra Ferdi Tamer öldürülüyor.

    *  Bugünlerde öldürülen MİT’çi Haluk Akter‘de Perinçek‘in dergisiyle röportaj yapanlardan. Anlayabildiğim kadarıyla, gerek MİT içinde gerekse ERGENEKON / ÖZEL HARP Dairesi içinde iki kanat arasında zaman zaman keskin çelişkiler yaşanıyor. Bu çelişkiler ölümle sonuçlanabiliyor; Hiram Abas‘ın ölümü, Eşref Bitlis‘in ölümü vb. gibi. Devletin derinliklerinde iki gerici, iki faşist kanat mevcut biri  Askeri çizgiyi, diğeri, Sivillerin çizgisini temsil ediyor. Askeri faşist zihniyetle, sivil faşist zihniyet çarpışıyor. Bakalım daha ne ölümler göreceğiz. Bugün Ergenokon’un arabasına koşulmuş beygirlerden olan ve kendini yarış atı zanneden hangi “gazeteci”ler hangi yıllarda ve nerede ne şekilde ölüm yolculuğuna gönderilecek.

*  Ayrıca bir başka düşüncem de şu; acaba aktivitesini kesmek için mi, yoksa bilemediğimiz bir başka suçtan dolayı ” bir çeşit ilaç” ile mi yürüyemez ve nefes alma zorluğu çeker hale getirildi  JİTEM’ci Albay Arif Doğan ???!!!

******

MİT’te Ne Oluyor?       
    Salı günü evinde ölü bulunan Eski MİT’çi Haluk Akter‘in, cinayete kurban gittiği anlaşıldı. Olayın ilginç yanı, Akter‘in son 5 ayda ölen 6. MİT mensubu olması. Ancak daha da ilginci; Akter’in 1. MİT raporunu hazırlayan isimleri ortaya çıkaran isim olması.

Eski MİT’çi Haluk Akter‘in ölümünün intihar değil, cinayet olduğu belirlendi. Bodrum’daki evinin banyosunda ölü bulunan 63 yaşındaki Akter‘in yapılan otopsisinde başında üç kurşun deliğine rastlandı. Kurşunlardan ikisinin Akter‘in ensesinden, birinin de şakağından girdiği belirlendi.

     Haluk Akter‘in cenazesi, emekli olduktan sonra yerleştiği Bodrum’da toprağa verildi. Eski MİT’çi Akter 1977-1990 yılları arasında MİT’te görev aldı. Emekli olduktan sonra Söz Gazetesi ve Nokta Dergisi’nde çalışan Akter 1. MİT raporu olarak bilinen raporun ortaya çıkmasında önemli rol oynadı.

  2000’e Doğru Dergisi, 1988’deki “Ses bantlarını açıklıyoruz– MİT raporunu hazırlayanlar” başlıklı haberinde 1. MİT Raporunu hazırlayan isimleri açıkladı. Haberin kaynağı ise eski MİT’çi Haluk Akter’di.

     Akter, bir telefon konuşmasında eski bir MİT’çi olan Ferdi Tamer‘e raporu hazırlayan isimleri bir bir anlattı. O sırada 2000’e Doğru’nun bürosunda olan Ferdi Tamer ise o konuşmayı kaydetti.

Haberin yayımlanmasının ardından raporu yazan MİT Kontr-terör Merkezi Başkanvekili Mehmet Eymür ile birlikte Hiram Abas ve Korkut Eken teşkilattan uzaklaştırıldı.

Raporu yazan isimleri Haluk Akter‘den alan Ferdi Tamer de 1990 yılında öldürülmüştü.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
1 ADET YORUM YAPILDI
Mustafa18/09/2017 / 4:58 PM Cevapla

Belgelere dayanan ve kelimesi kelimesine dogru guzel bir yazı herkes okusun özellıklı vatan partililer

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: