SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi
turhan feyizoglu
turhan feyizoglu

Turhan Feyizoğlu: Türkiye Anti-Emperyalist Milli Cephesi Kuruldu (1966 Ekim)

Turhan Feyizoğlu: Türkiye Anti-Emperyalist Milli Cephesi Kuruldu (1966 Ekim)
Bu haber 07 Ekim 2020 - 11:12 'de eklendi ve 101 görüntülendi kez görüntülendi.

Barış Derneği, Bütün yurtseverleri ve milliyetçileri, Türkiye’nin bağımsızlığı için, ulusal benliğimizi kökünden tehlikeye sokan Amerikan emperyalizmine karşı, anti-emperyalist milli cephesine” çağırmaktadır.

Türkiye’nin anti-emperyalist, anti-feodal ve anti-kapitalist güçlerini bir büyük güç haline getirecek olan bu önemli girişime bu güne değin, 15’e yakın dernek ve pek çok sayıda kişi katıldıklarını bildirmişlerdir. Anti-emperyalist cepheyle ilgili olarak hazırlanan ve bu sorunu bütün ayrıntılarıyla ortaya koyan protokolün tam metnini okuyucularımıza sunuyoruz.

Türkiye Anti-Emperyalist Milli Cephesi Protokolü

“Emperyalist devletlerin, devlet ve milletimizin hayatına açıkca kastetmeleri neticesinde meşru müdafaa için toplanan TBMM şimdiye kadar muhtelif vesilelerle, sarahaten veya zımnen ilan ettiği maksat ve mesleğini bir kere daha bütün cihana arz için şu beyannameyi neşreylemeye lüzum görmüştür. TBMM milli hudutlar dahilinde hayat ve istiklalini yegane mukaddes emel bildiği Türkiye halkını, emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtarmak irade ve hakimiyetinin sahibi kılmakla gayesine vasıl olacağı kanaatindedir.

TBMM, milletin hayat ve istiklaline suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanların tecavüzlerine karşı müdafaa ve bu maksada aykırı hareket edenleri tedip azmi ile kurulmuş bir orduya sahiptir.”(21 Ekim 1920 T.B.M.M. bildirisinden.)

Dünyada ilk anti-emperyalist milli kurtuluş cephesini açan ve tarihin en amansız emperyalist koalisyonuna karşı milli kurtuluş savaşını kazanan bir ulusun çocukları olarak;

Büyük Atatürk’ün sözlerini ve birinci TBMM’nin, “bütün cihana ilan ettiği beyanname” yi Türk yurtseverlerini aydınlatan bir milli kurtuluş doktrini olarak kabul eden bizler, büyük kurtarıcımız Atatürk’ün ölümünden sonra, özellikle 1947’den bu yana, “bizi mahvetmek isteyen emperyalizmin ve bizi yutmak isteyen kapitalizmin yeniden yurdumuza yerleşmeye başladığını ve milli bağımsızlığımızın her geçen gün daha da tehlikeye girdiğini görerek; bu büyük tehlikeyi fark eden yurtsever kişilerin ve kurumların giriştikleri dağınık ve düzensiz mücadeleyi kesin bir başarı için yetersiz bularak; bütün yurtseverlere ve milliyetçi derneklere açık olan, “TÜRKİYE ANTİ-EMPERYALİST MİLLİ CEPHESİ” ni kurmuş bulunuyoruz.

TÜRKİYE ANTİ-EMPERYALİST MİLLİ CEPHESİ’ni kuran bizler; anti-emperyalist mücadelenin büyük güçlüğünü dünyada ilk anti-emperyalist savaş cephesini açan ve milli kurtuluş savaşını kazanan bir ulusun çocukları olarak iyi biliyoruz. Gene iyi biliyoruz ki, anti-emperyalist savaşta güçlükleri yenmek ve zafere ulaşmak, yeniden tam bağımsız bir Türkiye yaratmak için kurtuluş yolu vardır. Bu biricik kurtuluş yolu: Anti-emperyalist milli cepheyi güçlendirmek, yaymak, milletin bütün zinde güçlerini seferber etmektir.

TÜRKİYE ANTİ-EMPERYALİST MİLLİ CEPHESİ’ni kurmakla bu seferberliğin ilk adımını atan bizler; aşağıdaki ana kavramlar ve ilkeler üzerinde anlaşmış bulunuyoruz:

1- Türk yurtseverliğinin özü ve doktrini anti-emperyalist, anti-kapitalist milli kurtuluşçuluktur.

Öncelikle Türk yurtseverliğinin özü ve doktrini üzerinde anlaşma ve birleşme gereğini duyan bizler, Büyük Atatürk’ün:

“Bağımsızlığımızı, güven altında bulundurabilmek için, toptan milletçe bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe savaşmayı uygun gören bir doktrini izleyen insanlarız.

Sözlerini Türk yurtseverliğinin özü ve doktrini olarak kabul etmiş bulunuyoruz.

Büyük Atatürk’ün bu sözlerine Türk yurtseverliğinin özünü biçimlendiren tarihsel koşulların bilimsel bir açıklaması olarak inanıyoruz. Bu bilimsel açıklamaya göre: “Milli kurtuluş savaşı koşulları ile biçimlenmiş bulunan Türk yurtseverliğinin özünün, “anti-emperyalist, anti-kapitalist bir milli kurtuluşçuluk” olduğu açık bir gerçektir. Gerçek milliyetçilik bir anlamda bir yurtseverliktir. Kurtuluş savaşları tarihinde, savaşının, “anti-emperyalist ve anti-kapitalist olduğunu ilk defa bütün dünyaya açıklayan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bu gerçeği hiç bir zaman unutmayacağız. T.B.M.M. nin 21 Ekim 1920 bildirisinde ifadesini bulan şu sözler:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi. milli hudutlar dahilinde hayat ve istiklalini, temin ahdiyle, teşekkül etmiştir. Binaenaleyh hayat ve istiklalini yegane ve mukaddes emel bildiği Türkiye halkını, emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtarmak irade ve hakimiyetinin sahibi kılmakla gayesine vasıl olacağı kanaatindedir.”

Türk yurtseverliğinin ve Türk halkının 46 yıl önce emperyalizme ve kapitalizme verdiği kesin ve cesur bir cevap olmuştur.

Türk yurtseverliği, anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir milliyetçiliktir. Gerçek bu olduğu halde, Atatürk’ün ölümünden başlayarak özellikle 1947’den sonra -A.B.D. ile imzalanan ilk ikili anlaşmadan sonra- İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan koşullardan da yararlanılarak Türk yurtseverliği anti-emperyalist özünden saptırılmıştır. Bu dönemden sonra, Türkiye’nin dünyanın en güçlü emperyalist koalisyonuna karşı yapılmış ve zaferle sonuçlanmış bir milli kurtuluş savaşından doğmuş olduğu gerçeği ısrarla unutturulmak istenmiştir. Ve yönetici sınıflar, 46 yıl önce savaşarak topraklarımızdan çıkardığımız emperyalistlerle anlaşma ve işbirliği yoluna girmişlerdir.

Sovyet Rusya’nın bilinen haksız bir isteğini ustaca kullanan o dönemdeki çıkarcı sınıflar ve yardımsever bir maske takınmış olan emperyalistler, Türk halkına bu işbirliğini haklı ve milli çıkarlara uygun göstermeye çalışmışlardır.

İkinci Dünya Savaşı koşulları, yardımsever görünen emperyalizmle girişilen işbirliği ortamı ve Sovyet Rusya’nın bilinen, Boğazlar ve Doğu Anadolu’daki illerimizle ilgili haksız isteğine karşı Türk halkının gösterdiği bilinçli büyük tepki yurtseverliğin anti-emperyalist özünün unutturulmasında kolaylık sağlamıştır. Bunda iktidara adaylığını koyan ve daha sonra iktidara gelen büyük toprak sahipleri ve komprador burjuvazinin hakim olduğu bir partinin büyük rolü olmuştur. Bütün Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde emperyalizmle işbirliği yapan bu iki sınıf, halkı kandırıp oylarıyla iktidara geldikten sonra, genellikle Batı emperyalizmiyle, özellikle Amerikan emperyalizmi ile sıkı işbirliğine girişmiştir. Böylece Amerikan emperyalizmi bütün dünyada milli kurtuluş savaşlarına karşı kullandığı komünistlikle suçlamalar arkasında Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmeye başlamıştır. Dünyadaki bir çok milli kurtuluş savaşı Türk halkına bir komünist ayaklanması, bir sen-ben kavgası olarak yansıtılmıştır. Bu nedenle Türk halkı bir milyon insanın öldüğü, tarihsel ve dinsel bağlarla bağlı olduğumuz Cezayir halkının milli kurtuluş savaşında Fransız emperyalizmi safında yer alan işbirlikçi hükümete karşı tepki gösterememiştir. Bu dönem de anti-emperyalist ve anti-kapitalist olmak bir suçmuş gibi gösterilerek gerçek milliyetçilik sindirilmiştir. Gene bu dönemde, Türkiye’de gerçek yurtseverlik olan anti-emperyalizm hiç bir ilişkisi yokken komünistlikle eşit ve aynı tutulmuştur. Emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin Türk halkına karşı düzenledikleri bu oyun, emperyalizmin yardımseverlik maskesi düşene kadar devam etmiştir. Ve bu dönemde Türkiye iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel bir çok bağlarla Amerikan emperyalizmine bağlanmıştır. Fakat başlamış bulunan ikinci anti-emperyalist savaşta yurtseverlik kavramı temelini, Büyük Atatürk’ün attığı birinci T.B.M.M. nin karara bağladığı ve ve Türk halkının uğrunda savaştığı, kan döktüğü anti-emperyalist özüne kavuşturulmuştur. Böylece Türk halkı ile milli kurtuluş savaşlarını yapan mazlum milletler arasında yaratılan yapay çelişki ortadan kalkmış ve emperyalizmle Türk halkı arasındaki tarihi çatışma ortaya çıkarılmıştır. Fakat Türk halkının milli kurtuluş savaşıyla başlayan anti-emperyalist savaşlar çağı Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının anti-emperyalist mücadeleleri ile büyük zenginlik kazanmıştır. Milli kurtuluş savaşlarında ilk öğreti bizimle başladığı halde başka milletlerin milli kurtuluşlarıyla zenginleşmiş olan öğretiden Türk milliyetçileri yeterince yararlanamamışlardır.

1/a) Anti-emperyalist, anti-kapitalist ve milli kurtuluşçu olan Türk yurtseverliği yalnızca mazlum milletlerin yurtseverliğiyle çelişmez.

Bir milletin yurtseverliğinin özünü, yaşadığı ve yarattığı tarihsel koşulların biçimlendirdiği bilimsel gerçeğinden hareket ederekdüşünürsek, yalnızca mazlum milletlerin yurtseverliğiyle hiçbir çelişkimiz olmadığı apaçık ortaya çıkmaktadır. Çünkü, milli kurtuluş savaşı yapan bütün Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının yurtseverliğinin özü anti-emperyalist, anti-feodal ve anti-kapitalisttir. Böylece Türk yurtseverleri ve bütün mazlum milletler, yurtseverliğin anti-emperyalist, anti-feodal ve anti-kapitalisttir. Böylece Türk yurtseverleri ve bütün mazlum milletler    yurtseverliğin anti-emperyalist ve anti-kapitalist özünde birleşirler. Bu bakımdan bütün bu halklar, yurtsever ve milliyetçi bir cephede yer alır. Anti-emperyalist mücadele tamamen milli niteliktedir. Fakat yalnızca milli nitelikte olmakla kalmayıp, emperyalizmin uluslar arası niteliğinden gelen zorunlulukla bu savaş Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının uluslararası bir mücadelesi olmaktadır.

Türk yurtseverleri, Türk halkının çıkarlarının ve Türkiye’nin yerinin bu cephede olduğunu yılmadan savunmalıdırlar.

1/b) Anti-emperyalist, anti-kapitalist ve milli kurtuluşçu olan Türk yurtseverliğinin özü emperyalizmin işbirlikçilerinin yurtseverliği ile tam bir çatışma halindedir.

Özü anti-emperyalist, anti-kapitalist ve milli kurtuluşçu olarak biçimlenen yurtseverliğimiz karşısında emperyalistlerin ve onların Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki işbirlikçilerinin de kendilerine özgü bir yurtseverlik anlayışları vardır. Bu ülkelerin yöneticileri, kendi halklarına ülkelerinin sömürülmesini ve yapılan emperyalist saldırıları ülkelerine yardım, halkların diktatörlerden, komünistlerden hatta muhtemel komünistlerden korunması şeklinde gösterirler. Emperyalizmin tarihsel koşulları da bu halkları böyle bir yurtseverlikle biçimlendirir. Kendi yurtlarında emperyalizmin çıkarlarıyla kendi çıkarları arasında hiçbir çelişme olmayan işbirlikçiler de aynı biçimde davranırlar. Böylece biçimlenen yurtseverlik kavramı emperyalistlerinkiyle çelişmez. Emperyalizmin ve anti-emperyalizmin birbiriyle tam çalışan tarihsel koşullarıyla biçimlendirdikleri yurtseverlikleri de tam bir çatışma halindedir.

II – Anti-emperyalist mücadelenin bir yönü doğrudan doğruya Türkiye’yi egemenliği altına almaya çalışan Amerika’ya karşı diğer yönü de emperyalizmle işbirliği yapanlara karşıdır.

Çağımızda emperyalist güçler yerli destekler bulmadan, bir ülkeye giremez. Her devirde bu yerli destekler çıkarları halk çoğunluğuyla çatışan çevrelerden gelmiştir. Böylece anti-emperyalist savaş, ülkeyi sömüren emperyalizmle onun içerdeki işbirlikçilerine karşı yürütülür.

Büyük halk çoğunluğu karşısında emperyalistlerle çıkar birliği içinde bulunanlar, gerçekte o ülkenin milli çıkarları ve ulusal bağımsızlığı ile çatışma halinde olan çok küçük bir azınlıktır.

III – Bütün yurtseverler, milliyetçiler Türkiye’nin bağımsızlığını ve ulusal kaynaklarımızı tehlikeye sokan Amerikan Emperyalizmiyle mücadele etmelidirler.

1947 den bu yana hızla emperyalizmin denetimi altına giren ülkemiz bir yandan bağımsızlığının zedelenmesi öte yandan bütün doğal kaynaklarının yabancıların tekeline geçmesi sonucu birinci kurtuluş savaşının doğrultusundan ayrılmış, korkunç bir sömürülme düzenine sokulmuştur. Bu durumda bütün yurtseverlerin, milliyetçilerin yurdumuzun gene bağımsız sömürülmeyen bir ülke olması için mücadele etmesi gerekmektedir. Türk milliyetçiliğini biçimleyen anti-emperyalist öz bunu gerektirmektedir. Türk halkı, 46 yıl önce yaptığını gene yapabilecek güçtedir. Hangi silahlarla donatılırsa donatılsın sermaye güçleri, halk güçleri önünde yenilmeye mahkumdur. İşte bu yenilgiyi hızlandırmak amacıyla biz Türk milliyetçileri, bir anti-emperyalist cephede birleşerek, esaslarını kısa bir süre içinde toplanacak kurultayda saptamak üzere Anayasamızın ışığı altında emperyalizmle bütün gücümüzle mücadele edeceğimize ant içeriz.” (Dönüşüm, Sayı: 6, 1 Kasım 1966)

Anti-emperyalist Milli Cephe’yi ilk evrede oluşturan kuruluşlar şunlardır:

1- Barış Derneği,

2- Siyasal Bilgiler Fakültesi Fikir Kulübü,

3- Hukuk Fakültesi Fikir Kulübü,

4- Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Fikir kulübü,

5- Yüksek ÖğretmenOkulu Fikir Kulübü,

6- ODTÜ Fikir Kulübü,

7- Türkiye-İş Sendikası,

8- Fikir Kulüpleri Federasyonu,

9- Türk Edebiyatçılar Birliği,

10- Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS),

11- Toplumcu Avukatlar Derneği,

12- İlerici Mimarlar Derneği.

*

Turhan Feyizoğlu, FKF/ Fikir Kulüpleri Federasyonu-Demokrasi Mücadelesinde Sosyalist Bir Öğrenci Hareketi, sayfa: 759’dan 762’ye kadar)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: