SON DAKİKA

Günlük Bakış- Muhalif, Yorum, Haber, Makale sitesi
Temel Demirer
Temel Demirer
Temel Demirer: Yazmak serüvenine bir bakış
Bu haber 28 Mart 2021 - 10:58 'de eklendi ve 29 görüntülendi kez görüntülendi.

TEMEL DEMİRER

 

“Yazar, başkalarından

daha zor yaşayan kişidir.”

Gustave Flaubert’in, “Yaşamak için okuyun”; Franz Kafka’nın, “Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?” vurgularıyla betimlenmesindeki okuyucu duruşu bunun için çok önemlidir yazılan ve yazar için.

Miguel de Cervantes’in, “Kalem aklın dilidir,” uyarısına muhatap olan edebiyat gibi duyguları anlatmak yanında, bizzat yaşatmak amacını güderken; “Resim için ışık neyse, edebiyat için de düşünceler odur,” diye ekler Paul Bourget.

Evet, evet yaşa(t)mak öğren(t)mektir edebiyat; tutkulu bir eylemdir. Jorge Luis Borges’in, “Edebiyat, en nihayetinde kavuşulan çocukluğun ta kendisidir,” tanımındaki üzere.

Max Horkheimer’ın, “Sanatın, edebiyatın ve felsefenin amacı varlıkların ve hayatın anlamını açıklamak, dilsiz olan her şeyin sesi olmak, doğaya acılarını anlatması için bir dil vermekti; başka bir deyişle, gerçekliği asıl adıyla çağırmaktı,” notunu düştüğü üzere: “Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içe dönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!” der Susan Sontag…

* * * * *

Burada durup Roland Barthes’in, “edebiyat-dil-yazar ilişkisi”ni, antik Yunan mitolojisindeki Orpheus karakteri üzerinden aktarırsak:

“Edebiyat yeraltı dünyasından dönen Orpheus gibidir; yolunu ardına bakmadan yürüdüğü ve onu birinin takip ettiğini bildiği sürece, onu izleyen, yeraltı dünyasından çıkmak ve adsızlıktan kurtulmak üzere ardı sıra giden gerçeklik nefes alır, yürür, yaşar ve anlamın ışığına ulaşmaya çalışır; ama ne zaman ki edebiyat sevdiği, aşk beslediği ve onun ardından gelmekte olan şeye bakmak için arkasını döner, işte o zaman geriye kalan şey artık adlandırılmış bir anlam, yani ölü bir anlamdır.”

Hikâyeyi bilmeyenler için özetlersek: Orpheus aşık olduğu kadın için ölüler dünyasına girer. Maceralar sonucu eşi ile çıkması için önden yürümesi ve yeraltından çıkana kadar dönüp eşine bakmaması gerekir. Fakat son anda şüpheye düşerek arkasına bakar ve eşini orada bırakmak zorunda kalır.

Bundan hareketle arkasına bakmaktan çok, yüzü bugünden geleceğe yönelen edebiyatın yazmak eylemi açısından, “olağan” denilenin “olağan” olmasının mümkün olmadığı bağlamda; “olağan”dan değil, zaruretlerden hareket etmesi gerektiğinin altını ısrarla çizmeliyiz.

* * * * *

“Bir köle değilsen, bir işbirlikçi değilsen, bir tanık değilsen, bir iktidarla ne gibi bir işin olabilir?” sorusunu dillendiren Roland Barthes “Yazar” tanımını şöyle yapar:

“Yazar söyleyeceği söze çalışan kişidir. Bu nedenle dilin tek sahibidir.”

“Söz ne bir araçtır, ne bir taşıt: Bir yapıdır, gittikçe daha iyi kavrıyoruz bunu; ama yazar, tanımı gereği, kendi yapısını da, dünyanın yapısını da sözün yapısında yitiren tek kişidir.”

Yazmak eylemi; bir toplumsal/ siyasal olay üzerinden varolabilirken; “Hikâye okuyucusu, hikaye yazarının konuğu gibidir. Oysa roman okuru, okurların en yalnızıdır,” diyen Roland Barthes, romanı ayrı bir yere koysa da yazmak kimsenin tekelinde olmayan bir eylemdir. Herkes içinden geldiği gibi ve nasıl istiyorsa yazabilir. İnsanın ifade ediş biçimi yazım kurallarına aykırı olabilir, öyle bir yazı yazarsınız ki herkes kuralları yeniden koymak zorunda kalabilir. Sınırlamalar konuşma dilinde olduğunun aksine yazma dilinde olamaz. Yazarsınız sözle ifade edemediğiniz duyguları, düşünceleri yazarsınız. Bunları belirli kalıplara sokmak isteyen kafatasçılardan kurtulmak için onlara meydan okumak için yazarsınız.

Hatırlayın; “Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım,” demişti Sait Faik…

Ayrıca Tomris Uyar’ın, “Belki de yazma eylemi, şu ufak tefek insan bedeninin koskoca dünyaya açılmasını sağlıyordur”; Jacques Derrida’nın “Benim için yazmak en temel performans ya da eylemdir,” saptamalarındaki üzereydi hemen her şey…

Evet, insan(lık)ın sus olduğu yerde konuşmayı başka bir hâle taşıma, toplumsallaştırma eylemiydi yazmak; elbette, “Hayatın da edebiyatın da temel sorunu gerçekçilik değil inandırıcılık,” olduğunu unutmadan!

* * * * *

Kuşku yok: Yazar uyarır, yönlendirir, bilgilendirir kendi itirazlarınızı size de hatırlatır.

Yazmak başka yazarların yazdıklarından öğrenilebilir ama bir koşulla: kendini adayarak her gün yazmakla. İşte yeteneğiniz varsa bu süreçte ortaya çıkıp biçimlenir. Yoksa noktalama işaretlerini ezberleyerek yazı yazılmaz. Kurallar biraz da siz yazarken gelir kendini öğretir. Doğru cümle bilgisi yazma eyleminde ortaya çıkar. Bunu, yazmadan asla göremezsiniz.

Kuşkusuz şimdi yazma becerisi, yazınsal uğraş, yazmak cesareti gibi konulardan söz edecek değilim. Gene de yazıda var olma, yazmak eylemi üzerine hem düşünen hem de ömrünce burada var olan bir yazar söz konusu olunca ister istemez onun bu yanını görerek bir yazara gitmek en doğrusu, bu kavramları anmam biraz da bundandır.

O hâlde yazarken; gerçeklik duygusunu kavramak; bizi biz yapanın hayal gücü olduğunu unutmamak; biriktirerek yaşamak, kavramak; taklit ederek yazmamak, bunu öğrenme aracı olarak görmemek gerek.

Çünkü yazmak, en başta yaşam kaynaklıdır. Yaşadıklarımızın özgürce boy verip köklendiği bir alandır. Bu yönüyle insanın ta kendisi olduğu/ olabildiği bir alandır.

* * * * *

Tamamlıyorum diyeceklerimi…

“Yazmak güzel bir şeydir; çünkü kendi kendine ve başkalarıyla konuşmak gibi iki zevki birleştirir,” diyen Cesare Pavese tümüyle haklıdır.

Hatırlayın Ernest Hemingway de 1958’de, “Ben hep yazar olmak istemiştim… Yazmak zor iş (…) ama hiçbir şey insana kendini daha iyi hissettirmiyor,” demişti şu eklerle:

“Tüm öykülerimde gerçek hayatın verdiği hissi anlatmaya çalışıyorum.”

“Ben bir sözcüğü, yerine başka bir şey gelebiliyor mu diye düşünmeden asla kullanmam.”

“Eğer bir yazar sözlüğe ihtiyaç duyuyorsa yazmamalı. Sözlüğü baştan sona en az üç kez okuyup sonrada ihtiyacı olan birine vermiş olması gerekir.”

Yine Jean Paul Sartre’ın, “Yazar, çağının insandır. Her söylediği, söylemediği söz çağında yankısını bulur,” ifadesine eklenebilecek iki şeyden birisi, “İnsan, içinde bir yabancıyı barındırır. Yazmak, işte o yabancıya ulaşmaktır,” ise; diğeri de; “Karman çorman hissedişin tane tane çözüleceğini, yeniden, bu kez mükemmel bir düzen içinde bir araya geleceğini ve hayatın bir anlama kavuşacağını hayal etmektir: Yazmak,” deyişidir.

Bir şey daha: “Yazar ne öngörür, ne de görünüşe göre düşünür: Tasarlar!”

“Deneyimlerime göre, kendi özgün yazım tarzını ve hikâyelendirme şeklini bulup ortaya çıkarmak için ilk çıkış noktası ‘Kendime bir şeyler katmalıyım’ düşüncesinden ziyade ‘Kendime bir şeyler eksiltmeliyim’ olmalı,” der.

Ve nihayet: 1963 tarihli ‘Yazar ve Sorunları’nda, bir yazar olarak nerede durduğunu ele alan Eugène Ionesco, “Niçin yazdığını sorgular”ken yazar duruşunu, seçimlerini, yazma dürtüsünü yaratma güdüsünü ve varlığına ilişkin, “Ben varım. Ama bu ‘ben’ kim?” demeden edemez…

O hâlde “Yazmak Serüveni”ne; “Yazmak Eylemi”ne bir de böyle bakmalı (mı?)…

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA
%d blogcu bunu beğendi: